Türkiye’nin her geçen gün daha da içine battığı durumu sadece “yolsuzluk” veya “hırsızlık” olarak tarif etmek yeterli değil. Zira en tepedeki siyasi liderin merkezinde olduğu, çocuklarını kullandığı, işadamlarınca “korkulan bir patron” olarak anıldığı bir ülke, yolsuzluğun sıradanlaştığı ülkelerden ayrılıyor… Zira biz, Nijerya, Nepal, Hindistan, Pakistan gibi toplumun her kademesinde yolsuzluk ve rüşvetin egemen olduğu ülkelerden değiliz…
Üstelik şimdiye kadar yapılan hiçbir açıklama ve davranış, bu çarpık düzeni yalanlayamadı: Konunun uzmanları ses kayıtlarının gerçek olduğunu açıkladı. Hükümetin 17 Aralık’tan bu yana dek attığı ve Cumhurbaşkanı’nın onayladığı her adım, şeffaflığa ve dürüstlüğe değil, delilleri karartmaya, gayri hukuki ve daha da baskıcı bir düzenin kurulmasına hizmet etti. Öyle ki iktidarın taraftarları bile “Çaldıysa fakirler için çalmıştır” diyecek kadar alçalabildi… Şahsen en çok işin psikolojisini merak ediyorum:
Bir insan nasıl yolsuzluğu yaşam biçimi haline getirebilir ve bu kadar açgözlü olabilir?