Osmanlı sarayının balıkla arası nasıldı? Kaynaklara bakılırsa saray mensupları balığı seviyorlardı. Balık Kapısı görevlileri saray için balık tutarlardı. Balıklar sadece denizden değil bazen de Terkos Gölü’nden yakalanırdı.
Saray mutfağına ait kayıtlara bakılırsa, Fatih Sultan Mehmet, kekikli yılan balığı yemeğini sık sık yiyordu. Bu kayıtlara göre saray havyar talebinde de bulunuyordu.
Fatih için ayrıca Terkos Gölü’nden tatlısu levreği, uzun levrek ve turna balığı da getirtiliyordu. Bu balıklar padişaha kişnişli soğan piyazı eşliğinde sunuluyordu. 1473 yılının Şaban ayında 116 istiridye ile 87 karides saray mutfağına teslim edilmişti.
III. Mustafa dönemindeki kayıtlar ise saraya bol miktarda kalkan balığı alındığını gösteriyor. II.Mahmut ve Abdülmecit dönemlerinde ise sarayın favorisi sardalye ile mersin balığı olmuştu.
II. Abdülhamit’in kızı Ayşe Osmanoğlu, babasının öğle yemeğinde mezgit ve gelincik balıklarını tercih ettiğini belirtmişti. 9 Haziran 1912’de sarayda verilen iftar yemeğinin mönüsünde kâğıtta barbunya yer alıyordu.
Osmanlı’nın son dönemlerinde, o dönemin sosyetesi, Boğaz’da lüfer avı partileri veriyordu. Bu partilerde, kayıkta bir de özel balık aşçısı yer alıyor, yakalanan lüferler yakılan mangalda hemen pişirilerek yeniyordu.
Sözün özüne gelirsek: Denizden çıkan babamızı değil de lezzetli balıkları, midyeleri, karidesleri, istiridyeleri, tarakları, yumurtaları yiyelim ki damağımız şenlensin.