T.C. Anayasası’nın 90. maddesi şöyle: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz.” Buna göre TBMM tarafından usulüne uygun olarak onaylanıp yürürlüğe konulmuş bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kanun hükmündedir. Anayasa’nın üstünde değildir ancak Anayasa’ya aykırılığı iddia edilemez. Türkiye de sözleşmeyi onayladığı için bu kararlara uymayı taahhüt etti ve bugüne kadar bu konuda bir sorun yaşanmamıştı. Ta ki Erdoğan, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala gibi sevmediği kişileri şahsen cezalandırmak isteyene kadar!
Bu nedenle sözleşmeyi ihlal ettiği için de Avrupa Konseyi’nin yaptırımları ile karşılaşabilir. Aynı duruma bir de 12 Eylül darbesinden sonra düşmüştük; Erdoğan bundan gurur duyabiliyor mu, merak ediyorum. Ve şimdi bir AKP milletvekili çıkıyor AİHM kararlarına uymanın “siyasi iklimle ilgili olduğunu” söylüyor. Bunun bir tek anlamı var: Destek olun, Anayasa’yı değiştirelim sonra da AİHM kararlarını uygulayıp Demirtaş’ı ve arkadaşlarını serbest bırakalım. Bir tür “esir takası” öneriyor yani. AKP Diyarbakır Milletvekili Suna Kepolu Ataman, Bahçeli ile DEM Eş başkanlarının tokalaşması sonrası Ankara’da ılımlı bir hava olduğunu söyledi. “Normalleşmenin ikinci adımı Anayasa olacak” dedi. DEM Parti’nin de bu fikre uzak olmadığını biliyoruz.
Böylece geriye üç nal ile bir at bulmak kalmış gibi görünüyor. Ne yapıp edip, bir kez daha seçime girme hakkı kazanmak peşinde olan Erdoğan, ortağı MHP’yi de ikna edip, DEMP’i yanına çekecek hamleler yapacaktır, buna eminim. “Kürt açılımı” günlerindeki yazılarımda Erdoğan’ın bu konuda samimi olmadığını, bunu sadece Kürt oylarını çekebilmek için yaptığını yazdığımda “oyun bozanlıkla” suçlayanlar olmuştu. O vakit haklı çıktım: Erdoğan, açılımın oy kazandırmadığını, oy kaybettirdiğini gördüğü gün her şeyi kaldırıp bir kenara attı. Bakalım, memleketimizin Kürt siyasi hareketi aynı suyla ikinci kez yıkanmaya ne kadar istekli?