FETÖ ve PKK/KCK’ya üye olmamakla birlikte “örgüt adına suç işledikleri” iddia edilen Cumhuriyetçiler hapishanedeki 200. günlerini dün doldurdular.
Genel yayın yönetmeni Murat Sabuncu, icra kurulu başkanı Akın Atalay, kitap eki yönetmeni Turhan Günay, yayın danışmanı ve yazar Kadri Gürsel, okur temsilcisi Güray Öz, çizer Musa Kart, yazar Hakan Kara, avukatlar Bülent Utku ve Mustafa Kemal Güngör ile yönetici Önder Çelik 200 gündür Silivri Cezaevi’nde.
Haklarındaki iddianameyi mahkeme kabul etti ama okuduğunuz vakit gördüğünüz tek şey, “suç icat edildiği.”
Somut bir delil yok, elle tutulur bir “örgütsel ilişki” yok.
Fikirlerini açıkladıkları yazılar ve haberlerle suçlanıyorlar.
Aynı durum Nazlı Ilıcak, Ahmet Turan Alkan, Ali Bulaç, Mehmet Altan, Ahmet Altan, Mümtazer Türköne için de geçerli.
Hangi örgütsel ilişki içindeler, örgütün hangi kademesinde yer almışlar, örgütün sevk ve idaresinde nasıl rol oynamışlar, belli değil.
Suçlamalar yine aynı, fikirlerini açıkladıkları yazılar!
Tutuklu gazeteciler Ahmet Şık, Tunca Öğreten ve son kurban Oğuz Güven için de aynı şeyi söylemek zorundayım, delil dedikleri yazdıkları haberler, attıkları başlıklardan ibaret.
Fetullahçı çete ile etkin mücadelenin yolu bu değil.
Tam tersine, gazetecilerin ağır cezalar istenerek tutuklu yargılanıyor olmaları, bu çetenin ekmeğine yağ sürüyor, Türkiye’nin Batılı demokratik çevreleri bu konuda ikna etmesini zorlaştırıyor.
FETÖ’nün elebaşının Washington Post gibi bir gazeteye bile kendini mağdur diye yutturabilmesi, bu tür dayanaksız suçlamalarla gazetecilerin hapiste tutulmasından kaynaklanıyor.