Bazen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a benzesem daha mı mutlu olurum diye düşünmeden edemiyorum.
Hayata karşı çok açık ve açık olduğu kadar da basit fikirleri var. Birbiriyle ilgisi olmayan konuları kolayca birbirine bağlıyor, onlardan kendisine kesin doğrular çıkarıyor ve hayatta karşılaştığımız meseleleri kafasının içinde şıp diye çözebiliyor.
Bir ülkeyi yönetmiyor olsaydı, bu düşünce sistematiği içinde mutlu, huzurlu yaşar giderdi. Ama o bir ülkeyi yönetiyor, sorunlarımızı çözmesini bekliyoruz, fakat bu düşünme sistematiği gerçek hayattaki sorunları çözmeye de yetmiyor. Zorunlu din dersleri ile ilgili olarak AİHM’nin aldığı karar üzerine yaptığı yorumlara bakınca bunu bir kez daha düşündüm.
Basit bir şekilde “Madem ki fizik dersi, matematik dersi zorunlu olarak okutuluyor, niye din dersi de zorunlu olarak okutulmasın” diye düşünüyor. Oradan toplumun önemli başka önemli sorunlarına sıçrayabiliyor. “Din dersi okutulursa toplumda terörizm, ırkçılık, şiddet, antisemitizm, uyuşturucu bağımlılığı da olmaz” diye kesin bir hükme varıyor.
Din eğitimi zorunlu olursa, toplumun bütün bu dertlerden kurtulabileceğine inanıyor.
Ama hayat bu kadar basit değil tabii. Mesela “Taliban” dediğimiz kimseler, adları üzerinde, dini eğitim gören “talebelerden” çıktı.