AKP, bu muazzam medya gücünü oluştururken devletin olanaklarını sonuna kadar kullandı. Hiçbiri kâr etmeyen basın kuruluşları, AKP’ye yakın işadamlarına satın aldırıldı. “Havuz” kuruldu, bir bakan bu havuzun başına geçti ve devletten ballı ihaleler alanlara salma saldı. Oluşturulan havuz medya organlarının satın alınmasında kullanıldı.
Bununla da kalmadı. Hepsi zarar eden bu yayın kuruluşlarının “günlük nakit ihtiyaçları” da devlet kesesinden sağlandı.
Hatırlar mısınız bilemiyorum. 17 ve 25 Aralık yolsuzluk soruşturması kapsamında, hükümete yakınlığıyla bilinen bir gazetenin yöneticisiyle, Halkbank’ın “kutucu” Genel Müdürü arasında geçen konuşma da dinlemeye takılmıştı.
O telefon konuşmasında bir medya yöneticisi Halkbank Genel Müdürü’ne, “Süleyman Bey maaşları ödeyemiyorum, oradan iki milyon yolla” diye ricada bulunuyordu. Evinde ayakkabı kutularına doldurulmuş milyonlarca dolar ele geçirilen Halkbank Genel Müdürü “Burası halka açık bir şirket, açıklayamayacağım kaynak transferleri yapamam” deyince, medya yöneticisi şöyle yanıt veriyordu: “Bir şey olmaz, ben reklam faturası keser gönderirim sana”. Nitekim Nielsen’in AdEx isimli raporu bol bol reklam faturası kesilerek kamu şirketlerinin hortumlandığını gösteriyor.