Amerikancı Soğuk Savaş kültürünün gri propaganda yöntemidir bu. Çünkü neredeyse hiçbir sağcı gururla “Ben sağcıyım” diyemez. Ancak gururla solcu olduğunu söyleyenlere karşı her türlü kirli savaşı yürütürler.
İşte son örneği: Bazı solcu gazetecileri ABD ve AB’nin dolma kalemi olmakla suçlayıp, sosyal medyadan “kurşun” kalemli tehditler savuruyorlar! Oysa asıl dolma kalem kendileridir; dahası ABD’nin, AB’nin, NATO’nun gönüllü kurşun askeridirler.
“Batı’nın dolma kalemi” diye çamur attıkları o kalemler, ABD’nin FETÖ eliyle yürüttüğü Ergenekon kumpaslarına karşı kalemleriyle mücadele ederken, kendileri “utanmaz kalem”di.
En utanmazları da bu Batıcılık tartışmasında “Kemalizm İngilizdir” diyerek, feslisinden kumarbazına sözde ideologlarının kalemşorluğunu yapanlardır kuşkusuz.
Bozkurt tartışması da böyledir. Türk-İslam sentezi yine yaptığının tersini savunmakta, savunduğunun tersini yapmaktadır.
Kısaca tarihlerine bakarsak: Türk-İslam sentezcileri NATO’cudurlar, Amerikancıdırlar, AB’yi stratejik hedef ilan ederler, “Her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına alırız” derler, Andımız’ı kaldırırlar, tabelalardan TC’yi sökerler, ümmetçilik yaparlar…
Sonra, işte şimdi olduğu gibi ihtiyaca göre Bozkurtçuluk yaparlar…
Çünkü besledikleri cihatçı aparatlar Türk bayrağını yırtarak kendilerini zor durumda bırakmıştır; futbolcunun bozkurt selamı o tabloyu perdelemek için bulunmaz fırsattır.
Dolayısıyla Türk-İslamcıların tuzağına düşmemek gerekir. Bu tür tartışmaları günlük dar siyaset koridorunda değil, geniş ideolojik alanda ve sınıfsal düzlemde yapmak gerekir.