CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, darbe girişiminin ardından siyasette sürdürülmeye çalışılan ‘ılımlı dil’e, OHAL’le birlikte cadı avına dönüşen uygulamalar nedeniyle ‘noktayı koyup’, hükümeti sert biçimde eleştirdi.

CHP Parti Meclisi toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, Başbakan Binali Yıldırım’ın OHAL devreye girmeden önce kendisini arayıp destek istediğini, CHP olarak OHAL’e karşı durduklarını açıkladı.
Kılıçdaroğlu, söze, “Biz OHAL uygulamasına karşı çıktık. Dört siyasi parti darbeye karşıydı. Dört siyasi partinin bildirisini hükümet Birleşmiş Milletler’e gönderdi. Madem ki böyle bir ortam var, madem ki Türkiye bundan arınacak, dört siyasi parti her şeyi yapabilirdi. Neye ihtiyaçları varsa bunu karşılayabilirdi. Tek başına davranmanın sonuçları siyasette çok ağır olur” diye başladı.
Bilhassa OHAL’in ardından memurları, gazetecileri, akademisyenleri ve öğretmenleri etkileyen tasfiyelerin ‘cadı avı’na dönüştüğünü belirten Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin ‘çadır devleti’ gibi yönetildiğini belirtip, “Bu cadı avı daha nereye kadar gidecek?” diye sordu.
Hükümetin 14 yıldır süregelen politikalarından son dönemdeki OHAL uygulamalarına kadar eleştirilerini madde madde sıralayan Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satırbaşları şöyle:
* “Suriye konusunda kimseye danışmadılar. Üç buçuk milyon Suriyeli bizim topraklarımızda. Yüz binlerce kadın, çocuk hayatını kaybetti. Sözde 12.5 saatte gideceklerdi Şam’a, Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırmak zorunda kaldılar.
* Rusya konusunda yanlış davrandılar. Uçağı düşürdüler sonra özür üzerine özür. Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarıyla oynadılar. Sonra ben talimatı vermedim. Devlet bu tarz kırılmalara açık değildir, bir söylediğinizin tersini söyleyemezsiniz.
* ‘Terörü biz önleyeceğiz’ dediler ‘Yanlış yapıyorsunuz’ dedik. Bugün Türkiye tam bir terör batağının ortasındadır. Çukurca’yla ilgili yapılan açıklamalara bakın, dehşet açıklamalardır. 2002’de terörsüz bir Türkiye devraldılar. 14 yılda Türkiye bu hale nasıl geldi?
‘Türkiye’nin itibarını 20 milyon dolara sattılar’
* Mavi Marmara, ‘Gazze’ye ablukayı biz kaldıracağız’ dediler. Yapmayın demek bile suçtu o dönem. Sonra ne oldu. Abluka kalktı mı kalkmadı, yazılı bir özür yok. Tazminat ödeyecekti, ‘Ben ödemem, vakıf gösterin bağış yapayım’ dedi. ‘Biz davalarımızdan vazgeçiyoruz’ dediler. Türkiye’nin itibarı 20 milyon dolara satıldı. Bir ülkenin itibarı 20 milyona satıldı. Bunların yatacak yeri yok.
‘Tam bir cadı avı başlatıldı’
* Bu parlamento Kurtuluş Savaşı yönetmiş bir parlamento bir darbe girişimini yönetemeyecek? Yaparsanız yanlış yaparsınız dedik, 19 Temmuz’da söyledim bunu. ‘Cadı avı başlatırsanız bunun sonu felaket olur’ dedim, şikayetler geliyor. Bunun 2 Ağustos’ta söylemişim. Devlet kinle, önyargıyla yönetilmez. Devlet liyakatla, sağduyuyla yönetilir. Bugün geldiğimiz nokta budur. Tam bir cadı avı başlatılmıştır. Diyor ya ‘At izi it izine karıştı’. İyi de bunu yapan kim? İktidar hiç suçlu değil. Başbakanı, cumhurbaşkanı, iktidarı kim? Hem şikayet edeceksin, hem uygulayacaksın. Sorumlu olan vicdan sahibi olan bu görevden ayrılır. Türkiye yönetimde bu olgunluğu yakalamış değil.
* Cadı avının birinci ayağı medya. 113 gazetecimiz tutuklandı. 2 bin gazeteci işsiz kaldı. Yeniçağ gazetesinin yazarları gözaltına alındı. Üstelik bu yazarlar yıllarca ‘F tipi’ örgütlenmeye karşı olmuşlar, kitap yazmışlar. Darbe fırsatçılığı yapıyorsun. Türkiye gittikçe otoriterleşen bir yapıya gidiyor. Sözcü gazetesine de fezlekeler, ihbarlar hazırlanıyor. Darbe fırsatçılığıyla ‘Bunları da nasıl sustururuz’ arayışına giriyorlar. Biz hiçbir gazetecinin hapse atılmasını istemiyoruz. Bunu uygar dünyaya anlatamazsınız. İçeri atılan gazetecilerin hiçbiri de CHP’yi savunmadı. Ama beni eleştirenin de özgürlüğünü savunur CHP.
‘Bu Nazi kafasıdır’
* İkinci ayağı, akademisyenler. Siz kalkıyorsunuz üniversite hocalarını hapse atıyorsunuz. Birinci soru; bildiriye imzayı ne zaman attılar. 15 Temmuz öncesi. Şikayet yapıldı mı, soruşturma açıldı mı açıldı. Darbeyle ilişkisi olmayan insanları hangi gerekçeyle hapse atıyorsunuz, üniversiteden atıyorsunuz.
* Aslı Erdoğan, yazdığı eserler onca dile çevrilmiş bir yazar. Hangi gerekçeyle hapse atarsınız bunu. Kaçacak yeri yok, ülkesini seviyor. Böyle devam ederseniz, ülkenin aydınlığa çıkması mümkün değil.
* Tek tip üniversite olsun diyorlar. Bu Nazi kafasıdır. Demokrasi nerede o zaman?
* Cadı avının üçüncü ayağı öğretmenler. İlk işaret Diyarbakır’dan verildi. 11 bin 285 öğretmenin açığa alınmasıyla karşı karşıya kaldık. Neymiş terör örgütleriyle ilişkilermiş. Kardeşim o zaman 14 yıldır neredeydiniz? Hesap soracaksanız niye sormadınız? Tek nedeni var, 11 bin 285 öğretmen sendikalı. Sendikalı olmak ne zaman suç Türkiye’de?
‘Bir devlet kendi vatandaşını açlığa mahkum eder mi?‘
* Türkiye bir çadır devleti gibi yönetilemez. Türkiye’nin siyasi yapısı, ahlakı, inancı buna uygun değildir. Ama Türkiye’yi bir çadır devleti gibi yönetiyorlar şu an.
* Cadı avının vatandaş ağı. Suçların şahsiliğini bir kenara bıraktılar. Birisi bir suç mu işledi, tüm ailesini suçluyorlar. Herkes kendi işlediği suçtan sorumludur. Bir insanın işlediği suç annesine, babasına yönlendirilemez. Baba suç işledi, eşi memursa onu da atıyorsunuz. Bir devlet kendi vatandaşını açlığa mahkum eder mi? O zaman hapishaneleri kaldırın. Ekmek de vermeyin onlara. Sosyal devlet öyle bir devlettir ki suçlu da olsa yurttaşını koruyan devlettir.
* Masum insanları cezalandırıyorsunuz, Şanlıurfa’da lojmandan atılan kadınlar basın toplantısı yaptı, ‘Bizim eşimizi attılar, lojmandan attılar, kimse bize ev vermiyor, biz şimdi nerede yaşayacağız’ diyorlar. Masum insanların suçu ne? Bu cadı avı daha nereye kadar gidecek? Yazık değil mi?
* Sevgili Can Dündar’ın eşinin pasaportunu elinden aldılar. Yahu devlet masum vatandaşını rehin alır mı?
* OHAL’in de kendi hukuku vardır. ‘At izi it izine karıştı’ demek sorumluluktan kurtulmak anlamına gelmez.”