Lipödem görüntü olarak selülite benzetilse de daha karmaşık bir sorun. Bir metabolik yağlanma bozukluğu. Vücut yağını, bacaklar başta olmak üzere belli bölgelerde depoluyor. Sağlık sorunu olan lipödemle baş etmek için egzersiz ve doğru besin seçimi öneriliyor.
Röportajımızın ilk bölümünde beslenme uzmanı Prof. Dr. Barış Öztürk’ten lipödemiyi detaylı dinledik, anlamaya çalıştık.

Bu bölümde Öztürk’ün önerdiği ‘ketomiks‘ beslenme modelini ve diğer baş etme yöntemlerini konuşmaya devam ediyoruz:
Obezite oluşumunda etkili. Peki obezite sorunu olmayanlarda da görülüyor mu?
Lipödem obeziteyi tetikleyebilen bir tablo ama birebir ilişkili bir hastalık değil. Yani lipödemli herkes kilolu değil. Tam tersine birçok lipödem hastası normal kiloda hatta zayıf kategorisinde bile olabilir. Lipödemin temelinde metabolik bir yağlanma bozukluğu, hormonal hassasiyet ve lenfatik akışın yavaşlaması olduğu için vücut yağını çok seçici bir şekilde belli bölgelere depolar. Bu nedenle kişi zayıf görünür ama bacak yapısı, kalça çevresi veya kolları belirgin şekilde farklıdır.
Bu durum hastaların yıllarca yaşadığı en büyük hayal kırıklıklarından biri oldu. “Her yerim inceliyor ama bacaklarım aynı kalıyor” diyen o kadar çok kadın var ki… Çünkü lipödem dokusu normal yağ dokusu gibi davranmaz, diyet ve sporla ilk etkilenen bölge değil.
Öte yandan lipödem ilerledikçe hareket kısıtlanması, ağrı ve ödem nedeniyle aktivite azalabilir. Bu da zaman içinde ikincil olarak kilo artışına yani obeziteye doğru bir süreci tetikleyebilir. İşte bu nedenle lipödem ve obezite birbiriyle ilişkilidir ama aynı şey değildir. Lipödem, kilodan bağımsız ortaya çıkabilir. Obez olmayan, hatta zayıf bireylerde bile görülebilir.
Lipödemi obeziteyle karıştırmamak çok önemli. Çünkü yanlış sınıflandırma kişiyi yıllarca gereksiz suçluluk duygusuna sürüklüyor. Oysa ortada sadece kilo değil, tamamen farklı çalışan bir yağ dokusu var.
Hareket etmek, egzersiz vs. nasıl etki ediyor?
Hareket lipödemde tek başına mucize yaratmaz ama doğru seçildiğinde gerçekten çok kıymetli bir iyileştirici etkiye sahip. Çünkü lipödemde sorun sadece yağ dokusu değil, lenfatik akışın yavaşlaması, dokunun sertleşmesi ve inflamasyonun artması hareketle doğrudan ilişkili.
Lipödem hastaları için ağır spor değil, doğru spor önemli. Yoğun koşu, zıplama, yüksek darbe içeren egzersizler dokuda daha fazla ödeme, ağrıya ve hatta ilerlemeye bile sebep olabilir. Bu nedenle lipödemde hareketin amacı kalori yakmak değil, dolaşımı desteklemek, lenf akışını hızlandırmak, dokudaki sertliği azaltmak ve inflamasyonu düşürmek.
Hareket etmeyen hastalarda lipödem dokusu daha hızlı sertleşiyor, ödem artıyor ve bölgesel hacim daha kolay ilerliyor.
Tek başına yeterli mi?
Hayır. Ama doğru beslenme, inflamasyon yönetimi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle birleştiğinde süreci yavaşlatmakta gerçekten çok etkili oluyor. Kısacası lipödemde amaç zayıflamak için spor yapmak değil, dolaşımı canlı tutarak hastalığın ilerlemesini kontrol altına almak.
‘Mesele kalori saymak değil, dokuyu sakinleştirmek’
Uygun beslenmenin soruna olumlu etki ettiğini söylüyorsunuz. Lipödeme yönelik uygun beslenme ne?
Lipödem dokusu inflamasyona çok açık bir doku olduğu için beslenme burada gerçekten anahtar rol oynuyor. Uygun beslenmeden kastım, yağ hücresinin iltihaplanmasını azaltan, ödemi kontrol eden, lenfatik akışı destekleyen ve insülin dalgalanmalarını mümkün olduğunca stabilize eden bir beslenme modeli.
Yani mesele kalori saymak değil, dokuyu sakinleştirmek.
Lipödemde yanlış beslenme sadece kilo aldırmaz; ağrıyı artırır, şişliği hızlandırır, dokunun sertliğini belirgin şekilde artırır. Bu yüzden doğru beslenme sürecin seyrini değiştiren en etkili yaşam tarzı müdahalelerinden biri.
Bunun için nasıl beslenmeyi öneriyorsunuz?
Aslında lipödemli bir kişinin beslenmesini genel bir ‘diyet’ gibi değil, doku yönetimi gibi düşünmek gerekir. Çünkü doğru uygulanınca sadece kilo değil, ağrı, hassasiyet ve gün sonunda oluşan şişlikte bile çok hızlı iyileşme görüyoruz. Bunun için
• Düşük inflamasyonlu, anti inflamatuar gıdaları,
• Şeker, işlenmiş karbonhidrat ve paketli gıdaların azaltılmasını,
• Süt ve süt ürünlerinin büyük oranda sınırlandırılmasını (çünkü birçok hastada inflamasyonu tetikliyor)
• Glutensiz (gluten lipödem dokusunda ödem ve hassasiyeti artırıyor) beslenmeyi,
• Omega-3, lif ve doğal yağ kaynaklarının ön planda tutulmasını,
• İnsülin dengesini koruyan, ani açlık krizlerini önleyen öğün düzenini öneriyorum.
Ketojenik değil, ketomiks beslenme
İltihap azaltıcı beslenme ne demek? Hangi gıdalar bu yönde etki ediyor?
İltihap azaltıcı beslenmeden kastettiğim şey, vücuttaki sessiz ama sürekli devam eden yangını söndürmek. Lipödem dokusu inflamasyona çok duyarlı olduğu için, yanlış besinlerle bu yangın alevleniyor, doğru besinlerle ise birkaç gün içinde bile belirgin bir sakinleşme görülüyor.
Burada önemli olan kalori değil, besinin dokuda nasıl bir biyolojik etki yarattığı. Bazı besinler lenf akışını rahatlatıyor, ödemi azaltıyor, yağ hücresinin şişme eğilimini düşürüyor. Bazıları ise tam tersi, dokuyu sertleştiriyor, ağrıyı artırıyor, gün sonundaki şişliği iki katına çıkarabiliyor.
Anti inflamatuar beslenme aslında çok basit bir prensibe dayanıyor. Vücudun doğasına en yakın olanı arttırmak, onu yoran ve alarm sistemini sürekli açık tutanları azaltmak. Doğal, mümkün olduğunca az işlenmiş, kan şekerini hızla yükseltmeyen, bağırsakları sakinleştiren, hormonları dalgalandırmayan bir yapıdan söz ediyorum. Böyle bir beslenme lipödemli hastalarda sadece incelmeyi değil; ağrının azalmasını, hassasiyetin hafiflemesini ve gün sonunda oluşan baskı hissinin kaybolmasını sağlıyor.
Beslenmeyi düzenlemek tek başına yetiyor mu?
Lipödemde doğru beslenme gerçekten tedavinin merkezinde yer alıyor. Fakat burada özellikle altını çizmem gereken çok kritik bir nokta var. Hastaların gelişigüzel ketojenik diyetlere (yağ ve protein oranı yüksek, karbonhidrat düşük) yönlendirilmesi ciddi bir hata. Çünkü klasik ketojenik diyet lipödem dokusunun ihtiyacı olan biyolojik dengeyi sağlamaz aksine birçok hastada inflamasyonu artırır, histamin (vücudun yabancı maddelere verdiği tepkiyi düzenliyor) yükünü yükseltir ve dokuyu daha da hassas hâle getirir.
Lipödemli bireylerin önemli bir kısmında histamin toleransı zaten düşüktür. Klasik ketojenik diyetlerde kullanılan yüksek yağlı ürünler, fermente besinler, işlenmiş etler, yüksek histaminli yiyecekler ve süt ürünleri hastalığı tetikleyebilir. Bu nedenle ‘ketojenik iyi gelir’ yaklaşımı lipödem söz konusu olduğunda hem bilimsel olarak yetersizdir hem de pratikte çok ciddi şikâyet artışına yol açabilir.
İşte bu yüzden ben lipödemde tek bir doğru beslenme modeli olduğunu savunuyorum: Ketomiks diyet.
Süt ürünleri çoğu hastada inflamasyonu artırıyor
Ketomiksin, ketojenik diyetten farkı ne?
Ketomiks diyet, klasik ketojenik yaklaşımın aksine düşük histamin yükü, düşük inflamasyon, glutensiz ve süt ürünsüz yapı, lenfatik akışı rahatlatan besin öğesi prensipleri, dokunun biyolojisini hedefleyen yağ-karbonhidrat-protein dengesi üzerine kurulu.
Kısacası etomiks bir ketojenik diyet varyasyonu değil, tamamen lipödem dokusuna göre geliştirilmiş, kendi başına bir metodoloji.
Bu yüzden hastalarda gördüğümüz değişim yalnızca incelme değil. Ketomiks diyet uygulandığında; Doku yumuşar, gün içinde şişlik belirgin şekilde azalır, ağrı neredeyse tamamen kaybolur, dokunma hassasiyeti düşer, ilerleme hızı önemli ölçüde yavaşlar.
Tek başına yeter mi?
Lipödem çok faktörlü bir tablo olduğu için elbette hareket, uyku, stres yönetimi gibi destekleyici unsurlar önemli. Ancak şunu açıkça söyleyebilirim ketomiks diyet uygulanmadan lipödemde gerçek anlamda bir geri dönüş, rahatlama veya ilerleme kontrolü sağlamak mümkün olmuyor.
Yasaklar, serbest olan besinler hangileri?
Ketomiks diyetin en belirgin özelliği, standart bir diyet olmaması. Bu yöntem tamamen kişiye özel düzenlenir çünkü lipödemli her bireyin inflamasyon düzeyi, histamin hassasiyeti, insülin yanıtı ve lenfatik kapasitesi birbirinden farklı. Aynı besin bir kişide hiçbir sorun yaratmazken, başka bir kişide ağrı, şişlik ve sertlik artışına yol açabilir. Bu nedenle ketomiks diyetin çerçevesi belirli olsa da içerik her zaman kişinin biyolojisine göre düzenlenir.
Temel yaklaşımımız lipödemli dokuyu sakinleştirmek, ödemi kontrol etmek ve histamin yükünü azaltmak. Bu doğrultuda bazı besin gruplarının doğal olarak sınırlanması gerektiğini biliyoruz.
Örneğin süt ürünleri çoğu lipödem hastasında inflamasyonu artırır. Gluten pek çok kişide şişlik ve hassasiyeti tetikler. İşlenmiş besinler dokuyu hemen sertleştirir. Fermente ve yüksek histaminli besinlerse ağrı ve ödemi belirgin şekilde artırır.
Dokuyu rahatlatan besinler
Buna karşılık anti inflamatuar etkisi güçlü olan bazı besinler dokuyu rahatlatır. Yeşil yapraklı sebzeler, sağlıklı yağlar, kan şekerini hızla yükseltmeyen protein kaynakları, bazı kök sebzeler ve lenfatik akışı destekleyen sebze grupları bunlara örnek olabilir. Ancak bunların miktarı, sıklığı ve kombinasyonu tamamen kişiye özel belirlenir. Bu Ketomiks diyetin en güçlü yönü.
Ketomiks diyeti benzersiz yapan şey, bir listeyi takip etmek değil, lipödemli dokunun biyolojisine göre tasarlanmış bir denge kurmak. Bu denge doğru kurulduğunda hasta ilk hafta içinde bile farkı hisseder. Bacaklar daha hafifler, ödem azalır, akşam saatlerindeki baskı hissi kaybolur.