Erdoğan’ın şahsında somutlanan ve yandaşları tarafından onun kişilik özelliklerine de bağlanarak “reisçilik” haline gelen bir eğilimce desteklenen bir üslup bu. Bazen kurnaz bir tacir gibi, bazen inatçı bir katılıkla, bazen diklenerek, bazen eğilerek ama daima sonuç alabileceğine inanılan bir üslup. Erdoğan’ın kendisinin de kuvvetle inandığı, yakın çevresini de giderek bu imana göre biçimlendirdiği bir ruh hali yönetiyor bu üslubu. Bu ruh hali, Londra’ya gidip finansçıları kendi tuhaf faiz politikasına ikna edebileceğini düşündüren sonuçsuz bir özgüven üretiyor.
Bu üslubun, onu besleyen ruh halinin ve etrafında oluşan destek çemberinin merkezindeki anahtar, “yönetebilme becerisi”. Zaman zaman zorlu rakiplerin karşısında “baş etme” haline dönüşen, kimi zaman küçümsenen düşmanlara “gücünü gösterme” kılığına bürünen, bazen fırsatçılık kokan pazarlıkçılıkla zuhur eden bir “idare edebilirlik”. “Ben hallederim”, “Reis üstesinden gelir” hali. İdeolojik çarpıtmalarla bezeli koyu bir hamasetle desteklenen “nizamverebilme”, “hizaya sokma”, “haddini bildirme” imalarının arkasında saklı yüksek bir “uyumlanma” becerisi ve pazarlık gücü iddiası.