Kelaynaklarla meyhanelerin ortak özelliği nedir?
K

Behzat Şahin
Behzat Şahin
Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı kurdu. ‘Cibalikapı Balıkçısı’ndan’ adlı bir kitabı var. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.

BEHZAT ŞAHİN

@behzatsahin7

Kelaynakları bilir misiniz? Enteresan kuşlardır. Özgürce yaşayan bireylerinin sayısı yüzlerle ölçülüyor. Kafeste, korumada yaşayanlar da öyle fazla değil; belki birkaç bin. Bir de bunlar öyle her yerde yaşamıyor. Doğudaki topluluklar Türkiye ve Suriye’de, batıdaki topluluklar Fas’ta yaşıyor ki aralarında da fark var. Bu taraftakiler göç ederken, Fas kelaynakları göç etmiyor. 

Kelaynak. Birecik’in içinden.

Türkiye’de yaşayanlar tam olarak Urfa’nın Birecik ilçesinde. Yok olmaya yüz tutmalarının sebeplerinin başında bugünlerde avcılık ve beslenme sahalarının azalması geliyor. Ama ilk ve en büyük darbeyi, 1950’li yıllarda devletin ilgili kurumunun çekirge istilasına karşı yaptığı, bizim DDT diye bildiğimiz diklorodifeniltrikloroetan ilaçlaması indirmiş. Birecik’teki kelaynaklar hızla yok olmuş, kurtulanlar da birkaç sene yumurta verememiş. 25-30 yıl yaşayabilen bu kuşlar, şubat ortalarında (bir rivayete göre tam 14 Şubat’ta) Birecik’e gelip kayalıklara yerleşir, çiftleşip yumurtladıktan sonra temmuz ortalarında yavrularıyla birlikte Birecik’ten ayrılır. 

Görünüşleri genel estetik şartlanmalarımızı zorlayan bu güzelim kuşlar, 1977’de Orman Genel Müdürlüğü tarafından Birecik’te kurulan Kelaynak Üretme ve Koruma İstasyonu’nda korumaya alındı. Bolluk ve bereketin sembolü olarak görülen ve kimilerince kutsal sayılan kelaynaklara, kelkuşun yanı sıra Kürtçe’de kelhenek, keçelhenek, aynaq, aynaqa keçel, sîsyareka gurî de deniyor.

Nesli tükenme riski taşıdığı için göçlerine izin verilmeyenler, üretme istasyonunda her gün yağsız kıyma, haşlanmış yumurta, rendelenmiş havuç, tavuk yemi ve tuzsuz peynir ile hazırlanan özel menüyü yiyor. Ödenekleri kesilmemiştir umarım. Benim zamanımda kelaynaklar tuvalete gitse haber olurdu:

“Kelaynaklar geldi.”

“Yumurtladılar.”

“Bu kadar çocuk oldu.” 

“Göç ettiler.”

Magazin figürleri gibi, özel hayat hak getire… Meğer ne güzel günlermiş.

Durun, dağılmayın sevgili okurlar. Yanlış yerde değilsiniz. Bağlayacağım. Bir meyhaneyi, Kocamustafapaşa’daki Kelkuş’u anlatacağım size.

Kelkuş da nesli tükenmeye yüz tutan meyhanelerden.

Ben de rakı masasında sabırsızlanırım; şişe gelsin bir an önce başlayalım. Muhabbet nasıl olsa ardından gelecek. Ama yaramız kanıyor, canımız orada. 1977’deki kelaynak hassasiyetinden geldiğimiz yere bak. Sokaktaki arkadaşlarımıza göz diktiler. Artık yaşatmayı, sahip çıkmayı değil, yok etmeyi konuşuyoruz. Hayır, henüz şişe açılmadı, içkinin duygusallığı değil bu. Bugüne kadar, masa arkadaşlarımın hiçbirinin hayvan düşmanı olduğuna şahit olmadım; bilâkis…

Arkadaşlarımı seviyorum. Seçtiğim kardeşlerim. Biri de Kadir. O günkü koşuşturmamın sonunda meyhaneye zaman kalacak mıydı, belli değildi. Durumum netleşti, bir saat sonra Kelkuş’ta olabilirdim. Kadir’i aradım, oralarda oturuyor. Telefonlaşmak dışında bir-iki yıldır yüz yüze görüşemedik. “Tamam” dedi, müsaitmiş. Büyük nimet, adam yoğun.

Kelkuş Ocakbaşı, Samatya meyhaneler meydanına yakın olsa da turistik olmayan, müdavim mekânı. Nasıl kalmışsa, tek katlı, ana cadde üstünde müstakil bir bina. 

Sokağa da taşıyor masalar. Ferah

Ben Kadir’den önce gittim. El sıkarak karşıladılar. Birazdan tanışacağız. Girişin sağındaki ilk masa müsait. Beklerken bira söyledim, buz gibi geldi. Her iki markadan da var. 

Kelkuş, Org. Abdurrahman Nafiz Gürman Caddesi ile Turşucu Musa Sokak’ın köşesinde. Sokak tarafındaki kaldırımda üç masa var, üçü de dolu. İçerideki altı masanın beşi de dolu. Salonun sonunda meze dolabı ve kasa, giriş ve meze dolabı üstünde de karşılıklı iki ekran var. Ekranlarda elbette at yarışı açık. Kimi müşteriler bir yandan birasını yudumlayıp bir yandan kupon dolduruyor.

Meğer salon L şeklindeymiş, köşeyi dönünce dört sıra masa daha var ama sıcak olduğundan oturan yok. Işıkları kapalı zaten. Mutfak ve tuvalet de burada. Bir pisuvar ve klozetli kabini olan tuvaletin hijyen ve koku sorunu var maalesef.

Müşterilerin tamamı erkek. Rakı masası çoğunlukla. Müzik pek duyulmasa da Sezen Aksu’dan dinliyoruz. ‘İşte biz o gün tükeneceğiz.’ Ne o günü, her gün, her gün. İyi değilim. Hayvanlara zulüm yasası akıl, hafsala alacak gibi değil.

Son boş masaya iki erkek iki kadın dört kişilik grup geldi.

Tek başına bira içen solumdaki masa kalktı. Muhtemelen yer açılsın diye. Kuponcuların gözü yarışta.

Fondaki müzik Radyo Alaturka’dan imiş. Şevval Sam söylüyor şimdi, ‘Sen bir ömre bedelsin.’ Annesi Leman hanıma da bayılırım, sokak hayvanlarının hamisidir. 

Gelmeden dedikodusunu yapayım, Kadir’le (Çetinçalı) Mersin’de aynı mahallede büyüdük. En eski arkadaşlarımdan biri. Neredeyse 50 yıllık bir mazi. 

Herkes gibi ben de top oynamaya çalışırdım çocukken. Fakat diğerleriyle aramda -benim aleyhime- fark vardı. Niyeyse mahalle takımında hiç yer bulamıyordum. Kadir, Sarı Ali, Ayhan, Aga Erhan, Kemal… Hepsi de yıldız futbolcu gibi, kimisi profesyonel oldu zaten, Kadir de futbol yazarı. Ben ise hep kenarda. Yıllar sonra Kadir’in tarifiyle anlayın yeteneğimi: 

“Bu salak o kadar yeteneksizdi ki artık annem kabul etmiyorsa oynatırdık.” 

Bunu hem de o zamanlar müstakbel olan eşim İsmihan’a anlatıyor! 

Kadir, tam tarifiyle Galatasaray uzmanı. Halen Süleyman Rodop ile birlikte Youtube’da Ajans 1905 kanalını sunuyor. 

Kadir’in kelaynaklarla ortak ve benzemeyen yanları var. Aynak, ibis de denilen sulak alanlarda yaşayan bir kuş türü. Kelaynak, bunların saçı olmayanı. Kadir kel değil ama ikisinin de nesli tükenmek üzere…

Kadir’inki dobralıktan. Doğru bildiğini sonunu düşünmeden söyler, sonucuna da katlanır. Bir vakitler çalıştığı Doğan Medya Grubu’ndan, hükümet baskısıyla atıldı. Yakın zamanda da Galatasaray Kulübü binasına girişi yasaklanmış duyduğum kadarıyla. Siz bir de onun X hesabını takip edin, anlarsınız ne demek istediğimi. Milyarların döndüğü bir sektörde nemalanmadan işini yapar; halen kirada. Seveni kadar sevmeyeni de çok ki bu da bir ölçüdür benim için. Sevilip onaylanmak uğruna ortalama davranmaz. 

Kelaynaklar 25-30 yıl yaşar, Kadir henüz 60’ında, daha da gider, ömrü uzun olsun. Kelaynakların önemli bir özelliği, ömürleri boyunca tek eşli olmaları. Ama Kadir… Geldi, keselim.  

Bu masa 70’lik götürür. Ne zamandır görüşmedik. Çok mevzu var masaya yatırılacak. 

Mezeler az, öz.

Bana bıraktı meze seçimini. Yarımşar barbunya pilaki, pancar, köpoğlu söyledim, bir dilim peynir ve paçangayı da paylaştık. Arnavut ciğeri vermediler, yaramazmış. Yavaş gidelim, ana yemeklerden de tadalım.

Bunları seçtik. Daha kebap yiyeceğiz.

Mezeleri günlük, azar azar yapıyorlarmış. Lezzetli ve iyi malzemeliler. Favorim pancar. 

Mazide neredeyse 50 yıl var. Yakışıklı olan Kadir.

Muhabbete dönelim. Bir grup yandaş, Kadir’i geçim kapısı yapmış. Çözmüşler adamı. Hassasiyetlerine dokununca bizimki tutamaz ağzını. Mersin’de de küfür bağlaç gibidir; cümlenin önüne, ortasına, arkasına her yere girer. Kadir de küfrün hakkını verir. Kendisini hakaretten para cezalarına mahkûm eden mahkemeler, aynısı Kadir’e yapıldığında takipsizlik kararı vermiş hep. Nedense!

Masaların kimi kalktı. Bize göre erken. Ana yemek söyleyelim. Garson Mehmet bey (Uğur, 44), 25 yıldır burada çalışıyormuş. Batmanlı. “Haşhaş kebap, et şiş, patlıcan kebap spesiyalimiz” dedi. Haşhaşla başlayalım. Paylaştık. Güzel. Bu muhabbete ne katık etsek güzel olacak.  

Haşhaşlı kebap buranın spesiyallerinden.

Bir ara patron, yorulmuş olacak ki boşalan masaların birine oturdu. Kadir’den izin alıp karşısına oturdum ben de. 

İbrahim Halil Hobaplı (63) Birecikli. Burası 1988’den beri var ama sekiz yıldır Halil beyde. 

Halil bey (solda), 33 yıllık meyhaneci. Ama artık bu işten umudunu kesmiş.

“25 yıl Aksaray’da Umut Ocakbaşı’nı işlettim. Aslında mesleği bırakacaktım, dayımın oğlu çağırınca kıramadım, ortak oldum. Buraya pek yabancı gelmez. Herkes birbirini tanır. Beğenmediğim müşteriyi de kovarım.”

Mesleğimizden açıldı lâf:

“Bu meslek bitiyor” dedi okkalı bir küfür savurarak. Kelaynaklar gibi…

Duvardaki çoğu siyah-beyaz fotoğrafların olduğu panoda Birecik turuna çıkabilirsiniz.

Çok duymaya başladım bu cümleyi. Meyhane adabı bilmeyenler değil tek sorun, artık para da kazanılamıyor. Dükkânı ayakta tutmak en büyük marifet. Müşteri eskisi gibi hesap ödeyemiyor, meyhaneci eskisi gibi kazanamıyor. 

Her gün 10:00’da açıp, müşteriye göre 02:00-03:00’te kapatırmış. Kandillerde kapalı, Ramazan’da kafasına göre. 

Bugün erken bitti işler. İki kişi kalkınca biz de hesap isteriz artık.

Bugün işler erken bitiyor anlaşılan. Biz daha rakımızın yarısındayken, dükkân neredeyse boşaldı. 

Bir de et şiş söyledik ortaya. Patlıcan kebap yokmuş. Halbuki Birecik’in patlıcanı, ya da yöre ağzıyla balcanı da meşhurdur. Anavatanı Çin, Hindistan olan patlıcan, Fırat kenarındaki Birecik’in mikro kliması nedeniyle özel bir lezzete sahip. Çekirdeği az, dokusu yumuşaktır. 

Soldan sağa: İbrahim Halil Hobaplı, ben, salon şefi Mehmet Uğur ve serviste Halil beyin oğlu Mahmut.

Son gelen iki bira içicisi de kalktı. Burası Google’da Kelkuş Birahanesi olarak geçiyor, her ne kadar tabelada ocakbaşı yazsa da. Biz de kalkalım yavaştan o zaman. Hesabımız 2 bin 580 lira. Meyveyi ikram ettiler.

Bira 100, 35’lik rakı 800, mezeler 100-150, Arnavut ciğer 180, beyaz peynir 120, paçanga 70, tavuk 250, kanat 300, Adana-Urfa 320, şiş 450, patlıcan kebap 450 lira. 

Daha gece yarısı olmadı, Taksim’e hâlâ İETT otobüsü var.