ELMAS TOPCU
@topcuelmas
AB ile Türkiye arasında 18 Mart’ta, yani geçen cuma kabul edilen anlaşma jet hızıyla bugün yürürlüğe girdi.
Buna göre bugünden itibaren Yunanistan’a ayak basan ‘kaçak’ mültecilerin tümünü Türkiye geri almayı taahhüt ediyor. Buna karşılık Avrupa Birliği (AB) de Türkiye’ye gönderilen her ‘kaçak’ mülteci karşılığında yasal yoldan bir mülteciyi Avrupa’ya getirme sözü veriyor.
Muamma durumlar
Bu mülteciler Birlik ülkelerine gönüllülük temelinde dağıtılacak. Bunun ne kadar gerçekçi olduğunu anlamak için Birlik’in Eylül ayında kararlaştırdığı ve halihazırda İtalya ile Yunanistan’daki kamplarda bulunan 160 bin sığınmacının durumuna bakmak yeterli.
Bu mültecilerin gönüllülük temelinde üye ülkelere aktarılması eylül ayında kararlaştırılmış olmasına rağmen, altı ayda sadece 500’ü dağıtılabildi. Ankara ile varılan anlaşma gereği yasal yoldan alınacağı söylenen ve sayısı 72 binle sınırlandırılan mültecilerin gönüllülük temelinde nasıl dağıtılacağı ise muamma.
Yunanistan henüz hazır değil
AB-Türkiye anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle teorik olarak bugünden itibaren Yunanistan’a kaçak yoldan ayak basan mülteciler Türkiye’ye gönderilebilecek. Ancak buna ne zaman başlanacağı da ayrı bir muamma, zira Yunanistan mültecilerin iltica başvurusunu inceleyecek, karar verecek, onların göç hikayesinin gerçekliğini kontrol edecek uzmanlara, çevirmenlere, mültecilerin oradaki bütün ihtiyacını karşılayacak personele, Ege’de ve Yunanistan’da görev yapacak güvenlik güçlerine, iltica başvurusu reddedilenlerin itirazlarını gözden geçirecek hukukçu ve hakimlere ihtiyaç duyuyor.
Sadece iltica işlemleri için öngörülen 2300 uzmandan henüz hiçbiri Yunanistan’a ulaşmış değil. Atina, ihtiyaç planlamasını ortaya koyar koymaz, Almanya ve Fransa 600 kadar uzmanı bölgeye göndermeye hazır.Yunanistan’ın uzmanlara, çevirmenlere, mültecilerin oradaki bütün ihtiyacını karşılayacak personele, güvenlik güçlerine, iltica başvurusu reddedilenlerin itirazlarını gözden geçirecek hukukçu ve hakimlere ihtiyaç duyuyor.
Sadece iltica işlemleri için öngörülen 2 bin 300 uzmandan henüz hiçbiri Yunanistan’a ulaşmış değil. Atina, ihtiyaç planlamasını ortaya koyar koymaz, Almanya ve Fransa 600 kadar uzmanı bölgeye göndermeye hazır.
Avrupa’daki iktidarların derdi
Avrupa aylardır üzerinde uzlaşamadığı anlaşma yüzünden işlevsiz bir kulübe dönüştüğünün farkında. Bu nedenle Brüksel de, bu anlamanın başını çeken Almanya da zaman kaybetmek istemiyor. Hele hele Başbakan Angala Merkel ve ortağı Sosyal Demokratların 13 Mart’ta düzenlenen ve gelecek yıl yapılacak federal meclis seçimlerinin provası niteliğindeki üç eyalet seçiminde hezimete uğradığı düşünülürse.
Üç eyalette de seçimlerin galibi, mülteciler üzerinden yaptığı ayrımcı ve kışkırtıcı politikayla oy kazanıp parlamentolara girmeyi başaran sağcı popülist ‘Almanya için Alternatif Partisi’ (AFD) oldu.
Almanya’daki bu siyasi atmosfer, Avrupa’nın diğer ülkelerinde de farklı değil. Bunu gören iktidarlar, en azından mülteci gelişini frenleyerek halk içinde oluşan endişeyi azaltmayı hedefliyor. Türkiye ile varılan anlaşmaya birçok ülkenin onay vermesi de bundan.
Özünde ise AB ile varılan anlaşmayı zafer gibi yansıtan Ankara da, bu anlaşmayla AB üyesi ülkelerin aylar sonra yeniden tek bir ses olabildiğini gösterme yarışındaki Brüksel de, mülteci gelişinin bu anlaşmayla bitmeyeceğini bilen Berlin de kaybedenler. Çünkü mülteci akını bu anlaşmayla durmayacak. Suriye krizi bir biçimde kontrol edilebilse bile durmayacak. Son üç yıldır oluşan küresel göç yolları ve küresel insan kaçakçılığı ağları kalıcı. Bunun için Ortadoğu’ya ve Afrika’ya bakmak yeterli.
Vize muafiyeti kazanım mı?
Türkiye vize muafiyeti ve 6 milyar avro nedeniyle anlaşmayı başarı diye lanse diyor. Öncelikle vize muafiyeti bütün Türkiye vatandaşlarına olsun. Milyonlarca Türkiye kökenli insanın, Avrupa‘ya sevdiklerini, dostlarını getirme işkencesi bitsin. Türkiye vatandaşları da vize endişesi olmadan atlayıp uçağa gelip Avrupa’yı gezebilsin. Bu onların en temel hakkı.
Vize muafiyeti AB’ye adaylığı çok sonra kabul edilen Sırbistan ve Arnavutluk vatandaşlarına epeydir geçerli. Ancak unutulmasın, vize muafiyeti sadece 90 günlüğüne gelip dolaşmak anlamına geliyor, kalma veya çalışma özgürlüğü demek değil. Bu bir.
İkinci olarak birçok kişinin koşulları Avrupa’ya gelmeye zaten el vermiyor.
Asıl Kayserili Brüksel
Türkiye’nin alacağı 6 milyar avroya gelince. Yaklaşık 3 milyon mültecinin yaşadığı Türkiye’de mülteci başına yılda 1000, ayda da 83 euro anlamına gelen bu parayla hangi süper uyum projesi yapılabilecek?
Almanya’ya geçen yıl 1 milyon mülteci geldi. Uzmanlar, şimdiye kadar olduğu gibi yılda yaklaşık bu sayıda mülteci gelmesi halinde, barınmadan dil kursuna, eğitimden istihdama, meslek eğitimi vermeden sağlık ve sosyal hizmetlere, 20-30 milyar avro yıllık bütçe öngörülmesi gerektiğini kaydediyor. Türkiye’ye bu 3 milyara yaptırılabileceğine göre asıl Kayserili Brüksel.
Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmalar Merkezi Müdürü Doç. Dr. Murat Erdoğan ve ekibinin son üç yıldır yürüttüğü çalışmalara göre, Türkiye’de yaşları 6-18 arası 850 bin Suriyeli çocuk yaşıyor. Yani Suriyeli mültecilerin yarıdan fazlası 18 yaşın altında. Ayrıca her yıl Türkiye’de 125 bin Suriyeli çocuk dünyaya geliyor. Türkiye’deki Suriyeliler arasındaki akademisyen oranı ise yüzde 2 diyor Erdoğan.
Almanya tecrübesi
Almanya 1961 yılından itibaren Türkiye’den işçi alımına başladı. Öncesinde getirdiği İtalyan, İspanyol ve Portekizliler kalifiye eleman açığını giderecek seviyede olmadığından Türkiye’den yapacağı işçi alımında adayları daha özenle seçti. Ve genel kanının aksine Almanya’ya Türkiye’den gelenlerin çoğu, büyük şehirlerden, bir meslek eğitimi olan ya da liseyi bitirmiş, başarılı, kimileri çok dilli kadın ve erkekler oldu.
1973 yılına kadar gelenler de özenle seçilmiş, kalifiye olup da listede bekleyenlerden oluşuyor. Hepsinin hazır bekleyen bir işi ve barınacak yeri de vardı. Beğenmeyenin istediği başka bir yere geçme lüksü bile mevcuttu. Buna rağmen bugün hala Türkiye kökenlilerin uyum sorunundan, eğitim ve istihdamdaki sıkıntılarından, fırsat eşitsizliğinden bahsediliyor.
Son yıllarda buna Türkiye kökenli gençlerin kurdukları çeteler, uyuşturucu ve kadın ticareti yapan mafya yapıları, faşist oluşumlar ve bunların işledikleri suçlar nedeniyle başlayan tartışmalar da eklendi. İki yıldır da IŞİD ve benzeri örgütlere katılmaları da cabası.
Ayrıca hala ayrımcılığa uğradıkları, ırkçı saldırılara hedef oldukları da ortada.
Huzur ve güven yoksa istikrar boş laf
Özetle, Almanya yıllarca bir göç ülkesi olduğunu ve buna uygun politikaları reddetti. Son 10-15 yıldır ise bunu kabul edip hareket ediyor. Oysa bu politikalar etnik, dini, sosyal ve kültürel çeşitlilik plan gerektiriyor. Fırsat eşitliğinin kısmen de olsa sağlanamadığı çok kültürlü toplumlarda ortak yaşam hayal, huzur ve güven ise sağlanamıyor. Huzur ve güvenin sağlanamadığı yerde ise istikrar boş laf.
Türkiye‘nin dibinde beş yıldır süren bir savaş, büyük şehirlerinde giderek artan terör tehdidi, Kürt illerindeki çatışmalar ve bütün bunlar nedeniyle öfkesi büyüyen bir halk var.
Bu koşularda yaklaşık 3 milyon mülteciyle baş etme sözü Kayseri kurnazlığı değil, cahil cesareti.