Henüz daha topa dokunulmadan ABD Devlet Başkanı Donald Trump bir sürü skandala imza attı. Onlarca ülkeye uygulanan vize yasağı bunların başında geliyor. Haitililer ve İranlılar, turnuvaya katılmaya hak kazanmış takımlarını desteklemek üzere stadyumlara gelemeyecekler.
Şimdiye kadar ABD’ye gelen pek çok kafile ırkçı kontrollere maruz kaldı. Senegalli oyuncular ‘uyuşturucu kaçakçısı’ gibi aramaya tabi tutuldu, Irak Milli Takımı Oyuncusu Ayman Hüseyin ise saatlerce gözaltında kaldı. Gerekçe Hüseyin’in telefonunda Iraklı Şii lider Mukteda es-Sadr’ın fotoğrafı olması…
Bunlar gibi büyüklü küçüklü pek çok olay yaşandı, görünüşe göre daha da çok yaşanacak. Bugün FIFA turnuvalarının sporun özünden kopuşu çok daha bariz bir şekilde gözümüze batıyor. Ancak geçmişteki organizasyonlarda da organizasyonun siyasi yükü hiç de az değil. Çeşitli dönemlerde dünya kupası faşistlerden darbecilere pek çok baskıcı rejim için ‘meşruiyet tacı’ görevi görür.
Temelde aynı yozlaşmış çarka sahip olsa da FIFA bugün çok daha açık bir şekilde sermayenin siyasi etki alanı içerisinde hareket ediyor. Zenginlerin daha çok zenginleştiği, yoksullarınsa daha çok yoksullaştığı neoliberal kuşatma çağında futbol endüstrisi toplumsal refahla ters orantılı bir şekilde büyüyor. Futbolcular bu devasa organizma içerisinde sermaye çarkının giderek daha da yontulmuş dişlileri haline geliyor.