Karin Sarıkaya: Babama trans bir erkek olarak açılmak benim için her zaman büyük bir meseleydi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Trans bir erkek olarak kendi maskülenliğimi sahiplenmeye çalışırken en çok da bunun suçluluğuyla mücadele verdiğimi düşünüyorum. Erkeklikten zarar görmüş bir dünyada, ona ait hissetmenin yarattığı çelişki de. Bu yüzden erkekliğimi yalnızca keşfetmem değil; onu yeniden düşünmem, yeniden kurmam ve kendim için yeniden tanımlamam gerekti. Yani onunla özdeşleşmekten çok, onunla hesaplaşmam gerekti.

Bu süreçte uzun bir süre kendimi küçültmeye çalıştım. Daha az yer kaplamak. Daha az talep etmek. Daha az görünür olmak.

Oysa bugün dönüp baktığımda görüyorum ki sağlıklı bir erkeklik, kendini yok etmek üzerine kurulmuyor. Başkalarına hizmet etmek uğruna kendinden vazgeçmek üzerine de kurulmuyor. Kendine yer açarken başkalarına da yer açabilmek üzerine kuruluyor.

Belki de bu yüzden erkeklik üzerine düşünürken aklım hep dönüp dolaşıp babama geliyor. Erkekliği tahakkümle, sertlikle ve korkuyla kuran bir dünyanın içinde, ben erkekliği babamın şefkatinde öğrendim.

Sakin kalabilmeyi, dinlemeyi, sevgiyi bir üstünlük kurma biçimine dönüştürmeden gösterebilmeyi onda gördüm. Gücün bazen ses yükseltmekte değil, bir insanı gerçekten duyabilmekte olduğunu ondan öğrendim.

Bu nedenle babama trans bir erkek olarak açılmak benim için her zaman büyük bir meseleydi.

İlginç olan şu ki, yıllardır farklı erkekliklerin mümkün olduğunu savunmama rağmen, ona açılma fikriyle yüzleştiğimde içimde beliren korkular yine o eski erkeklik anlatısından besleniyordu. Yanlış anlaşılmaktan korkuyordum.

Karin Sarıkaya’nın yazısı