İki yıl önce soğan depolarda çürüyordu. Bugün sofraya girmekte zorlanıyor. Bir dönem patates üreticisi ürününü yola döktü, ardından patates ithal edildi. Domates, biber, limon, ayçiçeği, buğday… Hemen her üründe aynı senaryoyu izliyoruz. Bir yıl fiyat düşünce çiftçi zarar ediyor. Ertesi yıl ekim azalıyor. Ardından fiyat patlıyor ve çözüm yine ithalatta aranıyor.
Artık bunun adı tarım politikası değil; günü kurtarma politikasıdır.
Daha da vahimi, iklim değişikliği bu kırılgan yapıyı her geçen yıl ağırlaştırıyor. Kuraklık, aşırı sıcaklar ve ani don olayları artık istisna değil, yeni normal. Buna rağmen sulama yatırımları yetersiz, modern depoculuk gelişmiyor, üretim planlaması ise hâlâ kâğıt üzerinde kalıyor.
Çiftçi ekim yaparken önünü göremiyor. Destekleme politikaları geç açıklanıyor, maliyetler hızla artıyor, hangi ürünün ne kadar üretileceği bilimsel verilerle planlanmıyor. Sonuçta bir yıl bolluk, ertesi yıl kıtlık yaşanıyor. Bedelini ise hem üretici hem tüketici ödüyor.
Tarımda başarı, fiyat yükseldiğinde ithalat yapmak değildir. Başarı, o fiyat artışının hiç yaşanmamasını sağlayacak üretim planlamasını yapabilmektir.
Türkiye’nin yeniden uzun vadeli bir tarım stratejisine ihtiyacı var. Hangi ürün nerede üretilecek? Çiftçi hangi fiyat güvencesiyle üretime devam edecek? Depolama altyapısı nasıl güçlendirilecek? İklim krizine karşı hangi yatırımlar yapılacak?
Bu soruların yanıtı verilmeden ne soğan ucuzlar ne de mutfaktaki yangın söner. Bugün soğanı konuşuyoruz. Yarın patatesi, ertesi gün domatesi konuşacağız.
Çünkü sorun ürünlerde değil, aynı yanlış politikaların her yıl yeniden uygulanmasında. Mesele sadece bir kilo soğanın fiyatı değildir.
Mesele, tarım zengini bir ülkenin yanlış politikalar yüzünden kendi vatandaşına en temel gıda ürününü bile makul fiyatla sunamaz hale gelmesidir.
Aynı filmi izlemekten bıkmadık mı?