İyi gazeteciler acı verir…

 

elmas topcu kelleELMAS TOPCU

@topcuelmas

Almanya’da hem muhalefet hem de basın, Başbakan Angala Merkel’in Türkiye’yle yakın ilişkisinden rahatsız. Her ikisi de haftalardır, mülteciler sorununun çözümünde Merkel’in Ankara’ya ihtiyacı olması nedeniyle Türkiye’deki basın özgürlüğüne, insan hakları ihlallerine, Kürt illerindeki şiddete ses çıkarmadığı eleştirisini getiriyor. Ankara ziyaretine dair birçok yorumda da bu görüş yer aldı, alıyor.

Pazartesi günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında Die Welt gazetesinin Türkiye muhabiri Deniz Yücel de bu izlenimin Türkiye’deki muhalif kesimde de hakim olduğunu vurgulayarak Merkel’in ne düşündüğünü öğrenmek istediğini sordu.

Bir sorudan karalama kampanyası

Hükümete yakın basın ve sosyal medyadaki troller ise bu soruyu gazeteci Yücel’e karşı karalama kampanyasına çevirdi.

İşte bazı başlıklar: Alman gazetesinden skandal soru… Davutoğlu’nun terslediği gazeteci Deniz Yücel’in Kandil bağlantısı (Sırf Cemil Bayık ile mülakat yaptığı için)… Almanya’ya çalışan Türk (!) gazeteci bakın kim çıktı… Davutoğlu’ndan Alman gazeteciye tokat gibi cevap… Davutoğlu’ndan Alman gazeteciye ayar üstüne ayar…

Bu ayar meselesi de ayrıca komedi. Deniz Yücel’in “Türkiye basın özgürlüğü endeksinde 195’nci sırada” dediği iddiasına dayanıyor. Oysa basın toplantısını Almanca izleyen bizler, Deniz Yücel’in 195 değil 159 dediğini duyduk. Merkel’in basın ve enformasyon dairesinin pazartesi akşamı gönderdiği protokolde de bu rakam yer alıyor.

Türkiye hükümetinin, yıllardır kendi güvendiği, kendine yakın çevirmenlerden başkasına iş vermemesi nedeniyle ‘çeviride gerçeğin kaybolması’ da ilk değil zaten. Amaç da ‘güvenilen çevirmenler’ sayesinde pazartesi günü olduğu gibi eleştirel durumlarda idare edilmesi, konunun kapanması.

Konular kapanmıyor

Ancak konular kapanmıyor. Ankara üstünü örtmeye kalktıkça Alman ve Avrupa basını daha da üzerine gidiyor. WDR ve NDR ekipleri, Gaziantep’teki IŞİD köle satış irtibat ofislerinin varlığını ortaya çıkardı. Türk istihbaratının Suriye’deki radikal İslamcı gruplara silah yardımı yaptığı yönündeki Alman istihbarat belgesini yayınladı. Erdoğan’ın Spiegel muhabirini açıkça tehdit etmesinden sonra ne değişti? Geçen aylarda Cizre’ye, Sur’a giden ve yerinden ilk röportajları yapan yine Spiegel oldu. Bu hafta da Kürt illerinde savaşan gençlerin kim olduğuna dair, yerinden yapılmış röportaj yayınlandı.

Welt gazetesinin eski Türkiye temsilcisine de hem maliye hem de sosyal medya üzerinden mobbing ve linç kampanyaları uygulandı. Ne oldu? Welt, soru sormaktan, Erdoğan’ı, Davutoğlu’nu eleştirmekten vazgeçti mi?

Zeit, Frankfurter Allgemeine gibi büyük ulusal gazeteler bir yana, Rheinische Post, Neue Osnabrücker Zeitung gibi yerel, ancak okuyucu sayısı 150-300 bin arası bölgesel gazetelerde bile Deniz Yücel’in dile getirdiğinden kat be kat sert yorumlar yazıyor. Onlarda, ‘Böyle yazarsam veya şunu sorarsam başbakanlık akreditasyonumu uzatır mı’ kaygısı yok. Türkiye’de var. Yerli ve yabancı gazetecilerin tümünde hem de…

Ama ne yaparsan yap Alman 1’nci TV Kanalı ARD’nin Brüksel temsilcisi Kai Küstner’in Merkel’in gezisine ilişkin yorumunda “Hiç bir zaman eleştirel gazetecilik Türkiye’de bu kadar tehlikeli olmamıştı” sözlerini sarf etmesini, Kürt illerindeki şiddeti vurgulayıp, sivil ölümlerine dikkat çekmesini, Erdoğan’ın IŞİD bahanesiyle PKK’yı vurduğunu söylemesini engelleyemiyorsun işte.

Gazeteci sorar

Ankara’da susturmakla eleştirel sesler kesilmiyor, kesilmez de, çünkü dünyanın neresinde olursa olsun iyi gazeteci sorar, rahatsız edeceğini, rahatsız edileceğini, özgürlüğünün, kariyerinin, hayatının, hatta ailesinin yaşamının alt üst edileceğini bile bile sorar. Oysa çoğu gazeteci, uzun yıllara dayanan tecrübesi, öngörü gücü, içgüdüsü ve kurduğu ilişkiler sayesinde rahat bir hayat da yaşayabilir.

Almanya’nın en iyi filozoflarından Prof. Ekkehard Martens, son kitabında, Atina’yı tembel bir ata, kendisini de burnunun önünde vızıldayarak atı ikide bir ısıran, rahatsız eden bir sivrisineğe benzeten Sokrates’i anlatıyor.

Kitap Sokrates’i anlatsa da, Sisifos’un kayayı zirveye taşıdığı o meşhur hikayesiyle başlıyor. Korinth Kralı Sisifos’un, bir kral olarak mutlu, mesut, rahat içinde yaşayabilecekken önce tanrıların ve insanların tanrısı Zeus’a meydan okuması, akabinde ölüm tanrısı Thanatos’u bile yenerek tekrar yeryüzüne dönmesi, karanlıkların dünyasına mahkum edilmesi, özetle kazanamayacağını bildiği bir savaşa girip bir ömür boyu kayayı zirveye taşımaya mahkum edilişi anlatılıyor.

Ve niye diye soruyor Alman filozof Martens, niye bile bile kaybedeceği bir savaşa girdi Sisifos?

Gazetecinin işi de Sisifos’a benzer, özellikle Türkiye gibi basın özgürlüğünün olmadığı, temel hak ve hürriyetlerin, başta da yaşam hakkının ihlal edildiği ülkelerde. Eleştirel haber yaptığın için politikacıdan, yolsuzluğu, haksızlığı ortaya çıkardığın için büyük holdinglerden, aile içi şiddeti haber yaptığın için kocadan, kızını zorla evlendiren babayı haber yaptığın için aşiretten, gözaltında kaybedileni haberleştirdiğin için polisten, katliamı unutturmadığı için askerden tehdit alırsın.

Türkiye kökenli Alman bir gazeteciysen bu tehditler Türkiye’yle de sınırlı kalmaz. Çalıştığın Alman kurum ve kuruluşlarına da gelir e-mailler, şikayet yazıları.

Ha bu arada camiye düzenlenen saldırıyı haberleştirdiğin için aşırı sağcılardan, NSU’nun peşini bırakmadığın için faşistlerden, PEGİDA’yı eleştirdiğin için İslam karşıtlarından, uyuşturucu ve kadın ticareti yapan rockçı çeteleri eleştirdiğin için o karanlık adamlardan, selefi grupları eleştirdiğin için IŞİD sempatizanlarından küfür yer, tehdit alırsın, ‘kafana bir kurşun sıkılması gerektiğini’ duyarsın.

Buna rağmen susmazsın, çünkü bilirsin: İyi gazeteciler acı verir…