MUSTAFA ALP DAĞISTANLI
Başarısız darbeden ağzı yanan hükümet, kışlaları piknik alanı yapacağını, İstanbul’dakileri Trakya’ya taşıyacağını açıklayınca, aklıma eski bir hayalim ve projem geldi. Yıllardır hayalini kurduğum bir şey vardı, ama gerçekleştirmem imkansızdı.
Sonra bu hayalimi bir kitap olarak gerçekleştireyim bari, diye düşündüm. Ama onu da beceremedim. Aslında kitaptan da büyük ve güzel bir şey yaratabiliriz. Hem bir şehri daha demokratik bir şekilde, yaşayanların da irili ufaklı ve sürekli katkılarıyla yönetmek, var etmek, dönüştürmek imkanını bulabiliriz belki; en azından buna kafa yorabiliriz.
Uzatmayayım da birkaç yıl önce yazdığım projemi dikkatinize sunayım. Buyrun…
Tanım

Şehirler hayal etme güçleriyle de ölçülebilir. Bir şehirde gördüğümüz yapılar veya düzenlemeler zaten kimi hayallerin gerçekleşmiş halidir bir bakıma. İstanbul, hayal etme kapasitesi bakımından da, dünyanın önde gelen şehirlerinden biri. Camileri, sarayları, kiliseleri, çeşmeleri, kasırları, yalıları, okulları, hatta mezarlıkları düşünün.
Her şehir, sakinlerine ve ziyaretçilerine kendisiyle ilgili hayaller kurdurur, fakat İstanbul, hayal ettirme gücüyle de en ön sıralardadır. Bu güç, sakinlerinin gönlünü gün be gün tazeleme, yaşama zevkini ve şevkini sürekli alesta tutma kudretiyle ilgilidir.
Ve tabii, ziyaretçilerini ve sakinlerini sadece anıtsal yapılarıyla değil, sürprizli dolambaçlarıyla da girdabına cezbedebilme kapasitesiyle. İstanbul bu bakımdan en tılsımlı şehirlerden biridir. İstanbul’da tarih hep oyunun içindedir, ama coğrafya baş tacıdır. Zaten, coğrafya öyle olmasaydı, tarih de böyle olmayacaktı.
Boğaz, Haliç, Marmara, Adalar, Karadeniz… Coğrafya hayal etmeyi emrediyor neredeyse.
Bir şehrin hayal gücü sadece mimarların, sanatkarların yaratıcılığından ibaret sayılamaz, sayılmamalıdır. Şehrimizi daha yaşanılır kılmak, şehirden aldığımız tadı arttırmak biz İstanbul sakinlerinin de katılabileceği, katılması gereken bir çaba. İstanbul’un sunduğu imkanları yeterince değerlendirdiğimiz de söylenemeyeceğine göre, neden yaşayanların aklını ve hayal gücünü devreye sokmayalım ki?
Hedef

‘İstanbul için hayal projeler’, gerçekçi olmayı hedeflemiyor. Kitabın adındaki vurgu ‘hayal’ kelimesindedir, ‘proje’de değil. Ama bu, hayal edilen projelerin gerçekçi olmadığı ya da hayata geçirilemeyeceği anlamına da gelmez. Hayal projelerden bazılarını uygulamaya karar verilebilir, ama bu kitap karar alma süreçleri düşünülerek hazırlanmadı.
Dolayısıyla, hayalperestlerimiz, kendi hayallerinin padişahları olarak, yani sonsuz siyasi ve ekonomik güç sahibi olarak kurdular hayallerini. Başka türlüsü zihinlerini sınırlar, hayalleri hayal olmaktan çıkarırdı.
Yine de bu kitaba bir öneriler demeti olarak da bakılabilir. Tarih boyunca da İstanbul için çeşitli projeler tasarlandı. Bunların bazıları da hayal olarak ya da kağıt üstünde kaldı. Hiç gerçekleşmeyecek olsa da İstanbul için hayal kurmak, bizzat İstanbul’un marifetidir ve bu tılsımlı şehrin yapıtaşlarından biridir. Yani, İstanbul, hayal ettikleriyle ve hayal ettirdikleriyle de vardır.
İçerik

Kitapta 40-50 kişinin hayallerine yer verilecek. Bu kişilerin birkaçı ressam olacak ve onlar hayallerini yazarak değil, resmini yaparak anlatacak. Birkaçı mimar olacak, onlar da hayallerini mimari proje olarak çizerek sergileyecek. Birkaçı karikatürcü olacak ve onlar da çizgileriyle gösterecek. Geri kalanların yazılı hayallerini illüstratör-ressam resimleyecek. Böylece, her projenin bir veya birden çok resmini, canlandırmasını da göreceğiz.
İnternet sitesi: Fakat bu işi sadece bir kitapla, dahası belli sayıdaki insanla sınırlamak, hayali öldürmek olur. Kitabı bir başlangıç adımı olarak düşünüp interaktif bir internet sitesi kurmak şahane olur. Sivil, çok katılımlı, cümbüşlü bir canlı tutma-sahip çıkma-güzelleştirme girişimi olarak kuşaklarca devam edebilir ve yerel yönetim birimleriyle de yerine göre işbirliği, yerine göre baskı yapan inkar edilemeyecek bir ilişki biçimi geliştirebilir.
Bunun en iyi yolu, hayalleri toplayıp sunacak ve İstanbul için hayal kurma çabasını sürekli kılacak bir internet sitesini devreye sokmaktır.
Örnek bir hayal proje: Haydarpaşa Dünya Gençlik Rıhtımı ve Selimiye Gençlik Kışlası
İstanbul yazın denizden gerektiği gibi yararlanamıyor. Halbuki, Harem’den Kadıköy’e kadarki bölümü şahane bir yaz mekanı haline getirebiliriz. Harem’deki limanın kaldırılacağı konuşuluyor yıllardır. Bence de kaldırılmalı. Ama başka şekilde! O rıhtım, denize girmek için çok uygun. Aynen kalabilir.
Denize atlanabilir, ama çıkmak için bir sürü merdiven monte edilmeli rıhtıma. Tabii, yüzeceklerin çeşitli ihtiyaçlarını karşılayacak, gece ve gündüz ziyaretçilerine hizmet edip zevk verecek tesislerle donatılmalı: duşlar, tuvaletler, kafeler, lokantalar, barlar…
Karaköy ve Eminönü’nden Haydarpaşa-Kadıköy’e giden vapurlar bu rıhtımla karşısında uzayan mendirek arasından geçer. Diyorum ki, yazın mendireğin öbür yanından, Marmara tarafından geçerek Kadıköy’e halat sarsınlar. Mendireğin Harem’e ve Haydarpaşa’ya bakan iç kısmına, sadece yazları kalacak veya açılacak şekilde, 15-20 metre genişliğinde bir platform kuralım.
Bazıları da bu platforma yayılır ve denize oradan girer. Mendirek platformuyla rıhtım arasında birbuçuk metrelik birçok kayık çalışabilir; küreklere asılarak. Karşıya geçmek isteyen kürek çekerek gitsin, orada bıraksın…

Ayrıca, Haydarpaşa ile Kadıköy arasındaki güzelim küçük koyu da temizlemeliyiz. Orada da denize girilebilir. Metro geldi zaten, minibüs duraklarını kaldırabiliriz. Dünyanın en güzel mekanlarından Kadıköy meydanını da buna göre yeniden düzenleriz. Karşıda Topkapı Sarayı’yla, Ayasofya ve Sultanahmet camileriyle Tarihi Yarımada…
Böylece sadece İstanbulluyu denize kavuşturmakla kalmayacağız, bu bölgede büyük bir canlılık yaratmış olacağız. Yaz geceleri için de muazzam bir eğlence mekanı olur burası. Üstelik, konutlardan uzak olduğu için de gürültü tecavüzü olmaz.
Bu projenin birkaç pırlantası var, onlardan biri Haydarpaşa Garı. Garın ne olacağı belli değil. Özelleştirip otel yapmayı düşünüyor hükümet. Kesinlikle karşı çıkılması gereken bir proje. Böyle bir girişim, bütün bu kıyıyı halktan koparır. Yapmamız gereken, bunun tam tersi, bütün bölgeyi bütün dünyadan insanlara, özellikle gençlere açmak.
Haydarpaşa Garı bir kültür merkezine dönüştürülmeli. Garın iç bölümü de denize nazır dış tarafı da konser mekanı olarak kullanılabilir. Dünyada buradan güzel bir konser mekanı bulmak zor. İstanbul’da gerçekleştirilen çeşitli müzik festivallerine, konserlere ayrılabilir pekala bu tarihi gar.
Ama daha önemlisi, genç müzisyenlerin kullanımına açmaktır burayı, bütün dünyadan gençlerin. Festivali, tumturaklı organizasyonları beklemenin alemi yok. İstanbul gençlerin cıvıldadığı bir şehir. Birçok müzik grubu, başınabuyruk müzisyen var.
Basit ayarlamalarla isteyen burada istediği kitleye konser verebilir. Düşünsenize 24 saat faal bir sahne.
Garın iç mekanları sergi salonu, atelye, işlik olarak kullanılabilir.
Ayrıca, bazı Avrupa şehirlerinin yaptığı gibi, dünyanın dört bir yanından yazarlar, ressamlar, müzisyenler davet edilebilir. Garın belli bir veya birkaç odası bu iş için tahsis edilir. Bu insanlar belli bir süre, mesela altı ay, burada misafir edilir. Karşılığında İstanbul’da bir eser vermeleri istenir. Artık bu bir roman mı olur, bir senfoni mi olur, bir resim veya bir enstelasyon mu olur…
Bu projenin olmazsa olmaz bir parçası, bir pırlantası daha var: Selimiye Kışlası. Kendi hayalimin padişahı olduğuma göre, “izninizle”, bu muhteşem kışlayı gençlere tahsis etmek istiyorum. Sadece Türkiye’den gençlere değil, bütün dünya gençlerine. Bir tür gençlik oteli yani. Buna göre bir elden geçirmek iyi olur belki.
Zaten askerler gibi koğuş sisteminde yatabilirler. Burada çok vakit geçirmeyecekler nasıl olsa; İstanbul onları bekliyor olacak. İsteyen ortadaki avluya çadır da kurabilir. Söylemeye gerek yok, tabii ki, olabildiğince ucuz olmalı. Kışlanın etrafındaki yeşil alan da aynen bırakılmalı. İrili ufaklı spor tesisleri, oyun alanları kurulabilir oraya.
İstanbul bütün gençler için önemli bir şehir; keşfedilecek, tadı çıkarılacak, çilesi çekilecek çok fazla yeri ve şeyi var. Selimiye Gençlik Kışlası’nı kullanabilmeleri, bu bakımdan, Türkiyeli gençler için de önemli. Bu ülkede yaşayan bütün gençler bu imparatorluklar başkentini görmeli, tanımalı. Dünya gençleri de.

Dolayısıyla, dünya gençlerini buraya çağıracak kampanyalar düzenlenmeli; afişleriyle, filmleriyle, etiketleriyle, çıkartmalarıyla, fotoğraflarıyla her sene bir tanıtım hamlesi yapılmalı. Birkaç seneden sonra kendiliğinden yayılacak, dünya gençleri arasında kök salacak, bir gençlik merkezi olacaktır nasıl olsa.
Bu projeyi hayata geçirmenin nasıl bir tanıtım, propaganda gücü yaratacağını da bir düşünün. Her yıl binlerce gencin bu güzelim şehre gelip tarihin arasında gerilmiş sularda kulaç atmasının yaratacağı dalga dalga bilgi ve zevk iletişimini tahayyül edin.
İstanbul yoran bir şehir. Ama yorgunluğu çıkarabilme imkanları da sunan bir şehir. Bu imkanları şimdiye kadar değerlendiremediysek, bu bizim kabahatimiz. Düşünsenize, akşamüstü 6 gibi işten çıkmışsın, Karaköy’den vapura binmişsin. Haydarpaşa’da inmişsin. (Bu vapurlar, rıhtımın Harem tarafındaki ucuna da uğrayabilir yazın.)
Bir soyunma kabinine girip sırt çantadaki mayonu giymişsin ve denize girmek için mükemmel bir saatte, mükemmel bir mekanda kendini ve günün yorgunluğunu sulara bırakmışsın…
Orada ne kadar eğleneceğin, sonra ne yapacağın sana kalmış artık. Sonra da evine yollanmışsın…
Fena mı olur yani?