Türkiye siyasetinin en büyük sorunlarından biri ekonomi, dış politika ya da anayasa tartışmaları değildir. Bunların da önünde gelen daha temel bir sorun vardır: siyasal hafıza eksikliği. Olayları, kişileri ve tutumları birkaç ay öncesine kadar hatırlayamayan ya da hatırlamak istemeyen bir siyasal kültürün içinde yaşıyoruz. Bu nedenle aynı kişiler dün alkışladıklarını bugün yuhalayabiliyor, dün ağır suçlamalarda bulunduklarını bugün kahramanlaştırabiliyor, dün savunduklarını bugün inkâr edebiliyor.
Son günlerde CHP etrafında yaşanan tartışmalar bu durumun en güncel örneklerinden birini oluşturuyor. Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na “hain”, “iktidarın oyununa gelen siyasetçi” ya da benzeri suçlamalar yönelten bazı isimlerin önemli bir kısmı, henüz birkaç yıl önce onun Cumhurbaşkanı adaylığını Türkiye’nin tek çıkış yolu olarak sunuyordu.
O günlerde Kılıçdaroğlu’nun adaylığına itiraz edenler ya susturuluyor ya da muhalefete zarar vermekle suçlanıyordu. Bugün ise aynı çevrelerin bir bölümü, geçmişte söylediklerini hiç söylememiş gibi davranıyor.
Bu durum yalnızca muhalefete özgü değildir. İktidar çevrelerinde de benzer örnekler görmek mümkündür. Bir dönem en ağır eleştirilerin yöneltildiği isimler, siyasi saikler değiştiğinde bir anda değerli müttefiklere dönüşebiliyor.
Dün sert ifadelerle eleştirilen siyasetçiler bugün parti rozetleri takılarak karşılanabiliyor. Parti değiştiren siyasetçiler konusunda da benzer bir tablo ortaya çıkıyor. Bir isim size katıldığında “tecrübeli devlet adamı”, sizden ayrıldığında ise “fırsatçı” ya da “hain” ilan edilebiliyor.
Bu yaklaşımın en büyük zararı, toplumun gerçeği değerlendirme kabiliyetini zayıflatmasıdır.