NURAY MERT
Türkiye’de siyaset tartışıyorsak, kuşkusuz iktidar kadar ana muhalefet partisi CHP’yi de tartışmamız gerekiyor. Fakat uzunca bir süredir, muhalefeti eleştirmek artık sadece muhalefeti eleştirmek olmaktan çıktı; CHP’yi (eleştirmek bile diyemeyeceğim) ‘diline dolamak’, iktidarı eleştirme riskinden kaçmanın veya iktidara yaranmanın en garantili yolu haline geldi. Doğrusu bu nedenle, CHP’ye dair sahici bir tartışmanın alanı hemen hemen yok oldu denebilir.
CHP’nin demokrasi ‘günahları’ zaten ortada
Asıl meselemiz Türkiye’nin demokratikleşmesi ve CHP’nin bu alanda ‘oynayacağı’ veya ‘oynayamayacağı’ rol ise eğer, hepimizin bu konuda söylenmiş çokça lafımız var. Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından -CHP siyasetlerini sorunlu bulan benim gibiler için- en önemli konu, CHP’nin Kemalizm’in otoriter mirasıyla ciddi bir hesaplaşmadan kaçınması; bu nedenle de muhafazakarlık ve Kürt meselesi konusunda hala ciddi bir bakış ve siyaset geliştirmemiş olması.
Bu açıdan, son kurultay ne büyük bir hayal kırıklığı, ne de büyük bir umut ışığı tablosu sergiledi. Arkası nasıl gelir, mevcut ‘demokratlar’ – ‘ulusalcılar’ ayrışması-tartışması nasıl bir seyir izler, göreceğiz.
İktidar partisi görmezden geliniyor
Ama o da ne? Kurultay daha şimdiden ve bir kez daha, CHP’ye yüklenmenin ve bu ülkede yaşanan tüm sıkıntılardan CHP’yi sorumlu tutmanın sıradan bir aracı haline gelmiş durumda. Evet, parti içi demokrasi hiçbir siyasi partide ne kurumsallaştı, ne de içselleştirildi.
Fakat bu konuda birinciliğin iktidar partisinde olduğunu nasıl görmezden geliriz? İktidar partisinde farklı görüşler arasında tartışma veya rekabet bir yana, ‘emir demiri keser’ kuralı işliyor. Ama bunu sorun eden yok.
Tarhan Erdem kaç kez ‘Buradan bir şey çıkmaz’ dedi?
Hadi içlerinde yok, onları destekleyen ve neden hala kendilerine ‘demokrat’ dediği anlaşılmayan tuhaf insanlar arasında da yok. En önemlisi, iktidarı desteklemeyip sureti haktan konuştuğunu iddia edenler arasında da yok.
Kurultaya dair haberleri izlerken, söz konusu zevattan birinin, Tarhan Erdem’in söyledikleri kulağıma takıldı: Bir yandan CHP’yi oy peşinde koşmak gibi bir pragmatizmle suçluyor, asıl meselenin Türkiye’nin geleceğine dair bir vizyon sunmamak olduğunu söylüyor; diğer yandan da bu meyanda tek laf etmeden boyuna, ‘Burdan bir şey çıkmaz’ deyip duruyordu.
Hala Tarhan Erdem’in herhangi bir konuda ne dediğini merak eden varsa lütfen dönüp kısa bir süre içinde kaç kere ‘Buradan bir şey çıkmaz’ dediğini izlesin.
Otoriter siyaset dolaylı yoldan destekleniyor
‘Hem tersini ima edip hem de neden Erdem’in ne dediğini önemseyip mevzu ediyorsun’ diyebilirsiniz. Doğrusu, ben Erdem ve onun gibilerin ne söylediğini, farklı bir manada çok önemsiyorum.
Şöyle ki, bir ülkede ben diyeyim ‘iktidar büyülenmesi’, siz deyin başka bir şey, yani böylesi bir ‘abrakadabra’ dili ve tavrı, dolaylı yoldan otoriter siyasetleri, onların iktidarını ve gücünü besler, büyütür. Mesela, iktidar ‘pragmatik’ davranınca, ‘ustalıklı siyaset’ diye göklere çıkarırsınız, muhalafet yapınca yere batırırsınız.
Yüzde 10 barajına ses çıkaran kalmadı
Mesela, her türlü baskı ve sansürün işlediği memlekette, sadece iktidarın sesinin çıkmasını ‘siyasal iletişim başarısı’ ve ‘gündem belirleme ustalığı’ olarak utanıp sıkılmadan parlatmaya doyamazsınız. Mesela, seçimlerde eşitsiz koşullara hiç laf etmeden, muhalafete ‘kampanya dili’ gibi dersler vermeye kalkarsınız.
En önemlisi, yüzde 10 seçim barajını kaldırmanın önünde hiçbir engel olmadığı halde, bunu yapmayan iktidara hiç ses çıkarmayıp, ‘Muhalefet neden başarısız?’ tartışmalarının vazgeçilmez uzmanıymış gibi kapı kapı dolaşırsınız. ‘Türkiye’de siyaset’ konulu komedi filmlerinin, ‘karakter oyunculuğu’ ve ‘yardımcı oyunculuk ödülü’ uğruna, iktidara bir fiske atıp muhalafetin üzerinde tepinmeyi meslek haline getirirsiniz.
Keşke muhafazakar/İslamcı çizgiden de esaslı itiraz çıksaydı
Tam da kurultay gibi sıcak bir gündem varken, bunları konuyu dağıtmak için söylemiyorum. CHP’yi ve kurultayını eleştirilerden sakınmak gibi bir derdim zaten olamaz. Bu konuda hiç komplekse kapılmam; zira tüm siyaset yorumlama maceram, içine doğduğum ortamı belirleyen Kemalizm/CHP çizgisine itiraz etmekle geçti.
Sayıları çok değil ama benim durumumda birçok insan var. Keşke muhafazakar/İslamcı çizginin içinden de esaslı itiraz üretebilen ve bunları seslendirebilen insanlar, hiç olmazsa bu ölçekte çıkabilseydi… Neden çıkmadığı, ayrıca üzerinde düşünmeye değer bir mevzudur.
Siyaset tartışıyor gibi yapıyoruz
Sadede gelelim, bu mevzuyu açmamın nedeni şu: En büyük demokrasi zaafımızın, otoriter siyasetin izin verdiği dar alanlarda ‘siyaset tartışıyor gibi yapmak‘ olduğunu düşünüyorum. Şimdilerde bu tavrın en önemli araçlarından biri, CHP’yi ‘merkeze’ alan siyaset yorumları.
CHP’yi eleştirmekten imtina etmeyi tabii ki teklif etmiyorum. Ama artık şunu görelim: Bırakın eleştiriyi, sadece CHP etrafında dönen siyasi tartışma bile, siyasi sansürün ve düşünce özgürlüğü kıtlığının en önemli araçlarından biri haline geldi. Son kurultay tartışmalarını da bu çerçevede okumakta fayda var.