Musul-Telafer-Halep ekseninde, bu üç noktayı birbirine bağlayan, Türkiye sınırının biraz daha güneyinden yeni bir kuşak oluşturulduğunu, bu kuşağın Sünni Arap ve Türkmen nüfusunun tasfiyesi ile şekillendiğini, PKK ve PYD üzerinden Kürtleştirme projesine maruz kaldığını, Kürt milliyetçiliği üzerinden acımasız bir Türkiye karşıtlığının beslendiğini düşünün.
Şii-Sünni, Arap-Kürt-Türkmen çatışmalarının alabildiğine yayıldığını, bölgenin etnik ve mezhep savaşları için mikro ölçekte bir uygulama alanı olduğunu, bundan çok daha önemlisi ise, Türkiye ile Arap-İslam dünyası arasındaki bağlantının ebediyen kesildiğini düşünün. Türkiye’nin güney kapılarının kapandığını, Anadolu’nun güneye açılmasının ABD ve müttefikleri ile İran ve örgütlerinin insafına kaldığını düşünün.
Bu bir çevreleme harekatıdır. Bu, kuşatmadır, Türkiye’yi içeride boğma, 15 Temmuz benzeri müdahalelere açık hale getirme arzusudur. Ne gariptir ki bu, en yakın müttefik ABD eliyle gerçekleşmekte, ne yazık ki bu, ABD’ye “en uzak ülke” İran eliyle uygulanmaktadır.