“Keşke Avustralya maçında öyle durgun yakalanmasaydık, Paraguay maçına panikle daha da dağılmış çıkmasaydık” diyebiliriz tabii ama vakit bayağı geçmiş olur.
Bu “keşkeleri” gidemediğimiz önceki Avrupa ve Dünya Kupası finallerinden önce ya da en geç elemeler başlamadan söyleyecektik.
Japonya’ya, Fas’a bakın. Biraz abartmışlar ama Japonlar 100 yıl içinde Dünya Kupası’nı kazanacak bir planla hareket ediyorlar. Fas, futbolu ülkenin ekonomik, sosyal ve turistik gelişiminin sürükleyicisi gören bir strateji izliyor.
İki aşamalı planlarınız olmalı. Önce finallere çıkmayı olağanlaştıracak bir düzeyi hedefleyeceksiniz. Sonra da finallerde her ayrıntıyı hesaba katıp başarı kovalayacaksınız.
Hakkını verelim; takım sayısı 48’e çıktı diye gelmedi Türkiye bu finallere. Eklenen 16 takımın sadece üçü Avrupa’ya ayrılmıştı. Bir gün belki olur ama eleme grubunda İspanya’yı geçip doğrudan gelemezdik finallere herhalde.
Oyuna odaklanarak iki play-off maçını geçmeyi başardık. Başardık ama dördüncü torbadan gidince denk takımlardan oluşan, “zayıfı” olmayan bir gruba düşmüş olduk. Sonuçta takımların aldığı puanların yakın olması bu denkliği gösteriyor. Maçlar sonunda gördük ki buraya her bakımdan hazırlıksız gelen, üstüne üstlük gerçekçi olmayan hedefler yüzünden baskı altına girmiş olan ekip bizdik ve sonuncu olduk.