Ama hangi kayıt ve koşulda olsun başkanlık sistemi, Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil hocamızın deyişiyle, bir ‘Şef hükûmeti’ sistemi’dir.
Başgil, bu sistemde hükûmetin bir ‘heyet teşkil etme[diğini]’, tam tersine başkanın ‘katibi’ olan kimselerden oluştuğunu hatırlatıyor: ABD’de hükûmet üyelerine,’minister’ ya da ‘bakan’ değil, ‘secretary’ [sekreter; katip] denildiğini unutmadan…
Evet, kâtip! Bakanlar Kurulu yerine, başkanın buyruklarını harfiyyen yerine getirmekle yükümlü bir kâtipler kadrosu! Bu durumda da, şayet başbakanlı bir başkanlık sistemi olacaksa, Başbakan da, herhalde ‘başkâtip’ olacak!
Davutoğlu’nun azli, bana İsmet İnönü’nün 1937 yılında başvekillikten istifasını çağrıştırdı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün, aralarında ‘milimden çok öte’ görüş farkı olan Başvekil İsmet Paşa’yı Ankara’dan İstanbul’a trenle gelirken istifaya davet edişi gibi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da aralarından ‘milim görüş farkı’ bulunmayan Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu ‘Saray’da istifaya davet etmiş oluyor…
Bu çağrışım ne mânâya geliyor acaba?