Hürriyet’in 2 Kasım günkü ‘millet iradeli, Rabia işaretli’ ilk sayfasını, ardından gelen ‘lütfen barışalım’ açık mektubunu, Özkök’ün ‘tamam, biz de çok şey ettik ama uzlaşalım n’olur’ yazılarını, Ahmet Hakan’ın Deniz Baykal’a yaptığı gibi anında Demirtaş’ın da liderliğinin sonu olduğunu ilan etmesini, seçim öncesi bol bol ‘Savaş’ın sarayı’ yazısı döşenen Ezgi Başaran’ın “PKK savaşı başlatmayacaktı” eleştirilerini, vb. gördükçe bir yandan tebessüm ediyorum ama diğer yandan da midem bulanıyor açıkçası.
Gazeteciliği bu derece militanca yapıp ayağa düşürdünüz, şimdi de ‘yandaş’ diye diye aşağıladığınız kâlemlerin onda biri kadar bile dik duramıyorsunuz. Patronajın esas kölelerinin kendiniz olduğunu fena halde açık ediyorsunuz. Mesela Özkök, seçim öncesi hakkında ‘devşirme, tetikçi, havuz yazarı’ dediği meslektaşları için şöyle yazabildi: “Demokratik bir ülkede iktidar yanlısı olmak ne kadar şerefli ve meşru bir şeyse, iktidarı eleştirmek de o kadar şerefli ve meşru bir iştir.”