CHP, kurulduğu tarihten bu yana belli kutsallar ‘yarattı’ ve halkı da o kutsalları yüceltmeye çağırdı. Tabii bu ‘çağrı’yı bazen darağaçları kurarak, bazen Köy Enstitüleri kurarak gerçekleştirdi. Halk veya demokrasi hiçbir zaman o kutsallardan biri olmadı. Bilakis onlar, mezkûr kutsalları yaşatmak için “kullanılması” gereken mefhumlardı sadece.
Bugün CHP, parlamenter sistemi de o kutsallardan biri haline getirmeye çalışıyor. Başkanlık, yarı-başkanlık veya parlamenter sistemin her biri meşru yönetim sistemleri olmasına rağmen, CHP birisine yücelik atfedip diğerlerini irrasyonel biçimde şeytanlaştırmaya kalkıyor.
Partisinin ‘Anayasa Çalıştayı’ndaki konuşmasında Kılıçdaroğlu şöyle demiş: “Bir ülkenin rejimini o ülkenin tarihsel, siyasal, sosyolojik koşulları belirler. 140 yıllık bir parlamenter sistem deneyimimiz var. Bedeller ödenerek bu sistem yaşatılmıştır.”
Şayet insanların kendilerini yönetmeleri için aracı olması gereken bir sistemi yaşatmak için bedeller ödemeleri gerekmişse, bu tam da o sistemin işlevsizliğine ve yetersizliğine işaret değil midir?
Altı üstü bir hükümet biçimi olan parlamenter sistemde değişikliğe gitmeyi, Kılıçdaroğlu ‘rejim değişikliği’ olarak takdim etmeye ve ‘rejim korkusu’ oluşturarak halkı endişelendirmeye çalışıyor. Oysa kimsenin “Türkiye Cumhuriyeti, laik sosyal demokratik bir hukuk devletidir” maddesini tartışmaya açtığı yok.