20 Eylül 1992 akşamı Diyarbakır’ın Seyrantepe semtinde yankılanan hain bir silah sesi, yalnızca bir insanı aramızdan almadı; bu coğrafyanın hafızasına, diline ve vicdanına kazınan koca bir çınarı devirdi.
Kürt edebiyatının ve basın tarihinin en özgün, en birikimli isimlerinden Musa Anter —namıdiğer Apê Musa— katledildiğinde 72 yaşındaydı. Onu hedef alanlar, kalemini susturabileceklerini, kahkahasını boğabileceklerini sandılar. Oysa aradan geçen onca yıla rağmen Apê Musa, geride bıraktığı koca bir mirasla canlılığını korumaya devam ediyor.
Musa Anter, sadece bir gazeteci ya da yazar değildi; O, Türkiye’nin en çalkantılı dönemlerinde Kürt kimliğini, dilini ve kültürünü savunmuş bir bilgeydi. Diyarbakır hapishanelerinden gazete bürolarına uzanan ömrü, bu toprakların demokrasi ve insan hakları mücadelesinin adeta bir özeti gibidir. “Kımıl” şiiri yüzünden yargılandığı günlerden dil tartışmalarına, Özgür Gündem sayfalarındaki köşesinden cezaevi koğuşlarına kadar her yerde aynı dik duruşu ve sarsılmaz mizah duygusunu korumayı başardı.
Ondaki en büyük özellik belki de tam olarak bu mizahı ve bilgeliğiydi. En ağır baskı dönemlerinde bile acıyı ajitasyonla değil, keskin ve ince bir ironiyle göğüsledi. Rakiplerine bile anlatacak sözü, dinletecek hikâyesi olan hiç bitmeyen bir anlatıcıydı.