Coşturuyor ve bunaltıyor, bir an cesaret veriyor, öteki an kaygı. Ruh halini başka başka etkileyen içki nasıl bu kadar güçlü?

İçkiyle ilgili ne düşünürseniz düşünün, gücünü teslim etmek gerekiyor. Tarih boyunca kutlama, yas, kaygıyla başa çıkmak ve yaratıcılığı tetiklemek için kullanıldı.
Geçici olarak hem özgüveni artırıyor, hem sıkıntıyı gideriyor, hem de—pek sağlıklı olmasa da—uyutuveriyor.
Çoğu uyarıcı maddenin birkaç işlevi varken içki hemen hepsini karşılıyor. Muhtemelen bu sebeple tarih boyunca yaygındı.
The Guardian’a konuşan Imperial College’da nöropsikofarmakoloji uzmanı Rayyan Zafar ”Alkolü farmakolojik bakımdan ‘çapkın’ diye niteleriz” diyor ve şöyle ekliyor:
”Sakinleştirmenin yanısıra ödül yollarını uyarabiliyor, tehdit sinyallerini bastırabiliyor, ağrı ve stresi hafifleten endojen opioidler salgılayabiliyor, karar alma süreçlerini ve ruh halini değiştirebiliyor. Üstelik hepsini aynı anda yapıyor.”

Başka uyarıcı maddelerle karşılaştırısak, kokain öncelikle dopamin ve noradrenalin sistemlerini etkileyerek motivasyonu, uyanıklığı ve enerjiyi artırıyor; ekstazi (MDMA) ağırlıklı olarak serotonin ve oksitosin salgısını artırarak ruh halini, empatiyi ve sosyal uyumu güçlendiriyor; eroin gibi opiatlarsa endorfin sistemini etkileyerek gevşeme ve öfori hissi yaratıyor.
Gelgelelim alkol, şiddeti farklı olsa da, bu etkilerin hemen hepsini aynı anda yaratıyor. Üstelik sinir sisteminizdeki iki nörotransmiteri etkiliyor: Bilgi iletimini sağlayan glutamat ve belirli sinyalleri geciktirip engelleyerek beyni rahatlatan GABA (gama-aminobütirik asit).
”Alkol dakikalar içinde beyne ulaşarak biri baskılayıcı, diğeri uyarıcı iki nörotransmiterin dengesini bozmaya başlıyor” diyor Zafar:
”GABA’yı güçlendirip glutamatı baskılıyor. Baştaki ‘keyif’ hissi de bu yüzden. Yargılama, kendini tutma ve öz denetimden sorumlu ön korteks devre dışı kalmaya başlarken motivasyon, rahatlama ve enerji veren ödül devrelerinde dopamin ve endorfin salınıyor. Böylece insanlar daha rahat, konuşkan ve sosyal olarak cesur hissediyor.”
Kandaki alkol oranı arttıkça beynin ilkel bölgelerini etkiliyor. Kalp atışı ve nefes alma gibi temel işlevleri düzenleyen ve hareket koordinasyonunu sağlayan beyin sapı bunların başında geliyor.
Zafar ”Alkol önce kontrol sistemlerini, sonra bedensel dengeyi sağlayan devreleri etkisizleştiriyor” diyor.
Yani konuşma peltekleşiyor, denge bozuluyor ve tepkiler gecikmeye başlıyor. Hatta tüm uyarıları görmezden gelirseniz ve kandaki alkol oranı kritik seviyeye ulaşırsa beyin sapı o kadar yavaşlar ki, akciğere nefes almasını ya da kalbe atmasını söylemeyi unutabilir.

Akşamdan kalma hissine eşlik eden kaygı ve bunalımdan da GABA-glutamat dengesi sorumlu. ”Alkol vücuttayken beyin, alkolün yatıştırıcı etkisini dengelemek için uyarıcı sistemleri hızlandırıyor” diyor Zafar:
”Alkol vücuttan çıktığında bu telafi mekanizmaları hemen kapanmıyor, aksine, aşırı uyarılma hali kalıyor. Kortizol gibi stres hormonları yüksek seyrediyor, uyku düzeni bozuluyor, nörotransmiter sistemler geçici olarak dengesizleşiyor. Dolayısıyla hem gergin, hem bitkin, hem kaygılı, hem huzursuz bir duygudurumu ortaya çıkıyor.”
Nihayetinde içkinin coşturması ya da bunaltması biyolojik etkisinden kaynaklanıyor. Stres sistemleri ve ödül devreleriyle oynayarak kısa süreli iyi hissettirebiliyor.
İçkiye benzer işlevli alternatifler var
Zafar, ”Neden içtiğini anlamak insanların daha bilinçli davranmasını sağlıyor. ‘İçmeli miyim’ yerine şu soru daha yerinde olabilir: İçkiyi ne için kullanıyorum?”
Sebebi stres atmak, sosyal ortamlarda rahatlamak, ya da zihni kapatmaksa bu etkiler için içkinin şart olmadığını, veya akşamdan kalma hissiyle başa çıkmaya lüzum olmadığını fark etmek önemli, diyor Zafar.
Ne de olsa içkiyle benzer işlevli alternatifler mevcut: Alkolsüz kokteyl, nefes egzersizi, soğuk duş, sıcak banyo, meditasyon…
İçki ruh halini başka başka etkileyebiliyor ama günümüzün ‘kerametlerinden’ biri de çok sayıda alternatifin bulunması.