Dün açıklanan OVP’ye göz atınca, öncelikle “dezenflasyon” programı olarak ilan edilen enflasyonu düşürme hedefinin rafa kaldırılması dikkat çekiyor. 2026 için ortaya konulan yüzde 16 enflasyon oranı, son Merkez Bankası Enflasyon Raporu’ndaki yüzde 28 güncellemenin bile az üzerine yüzde 28,4’e çıkarılmış. Ama daha önemlisi, geçen yılki OVP’de bir sonraki yıl yani 2026 için yüzde 16 enflasyon tahmini söz konusuyken bu kez bir yıl sonrası 2027 için beş puan yukarısı yüzde 21 düzeyi metne girmiş. Bu oranın geçen OVP’de 2027 için konulan yüzde 9, yani tek haneli hedefin tam 12 puan üzerinde olduğunu belki söylemeye bile gerek yok.
Bir an için bu OVP’nin tüm hedeflerinin tutturulduğunu varsayalım. 2027 yüzde 4,1 büyümesi potansiyelin altında bir performansa, yüzde 21 enflasyon Türkiye’nin bile kendi ortalamalarının üzerinde bir orana, yüzde 8,1 işsizlik ise dünya ortalamalarının çok üzerinde bir düzeye işaret ediyor.
Cevdet Yılmaz’ın açıklamalarını dinleyince, kandırılmak istendiğiniz duygusunu yaşıyorsunuz. Brent petrolün fiyatı 2026 için 64,3 dolar varsayılırken ortalama 89,3 dolara yükselmiş. Buraya kadar doğru. Küresel enflasyon ise yüzde 3,6’dan yüzde 4,7’ye güncellenmiş. Peki bu 0,9 puanlık enflasyon artışının Türkiye’ye etkisi niye 12,4 puan, dünyanın 14 katına yakın gerçekleşmiş? Yılmaz, savaşın enflasyon üzerindeki etkisinin 7 puan olduğunu söylüyor. Bunu doğru kabul etsek dahi, yine de önceki OVP’den 5,4 puanlık bir şaşma gerçeği küresel enflasyon yüzde 4,7’den bile daha yüksek.
Enflasyon tahminlerinin yükseltilmesinden sonra yandaş basın müjde gibi, “memura, emekliye yeni zam” senaryolarını açıklamaya başladı. Bu mantığa göre, enflasyon daha da yüksek çıksa halk için iyice hayra yormak gerekiyor. Bu arada çalışana büyümeden refah payı verme uygulaması tamamen unutulmuş görünüyor. Maaş güncellemeleri de enflasyonun arkasından geldiği için, ancak o andaki kayıpları telafi ediyor, aradaki dönemin zararlarını ücretlilerin sineye çekmesi isteniyor.