Hasan Bülent Kahraman: Açık Radyo'ya mevcut koşullarda bu kadar tahammül edildi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Sonunda Açık Radyo kapatıldı. Tercihleri ve öncelikleri, arayışları ve önermeleriyle dayanmasına mevcut koşullarda bu kadar tahammül edildi. Tepki ilk değil. Daha 2000 yılında RTÜK kendisine bir kapatma cezası vermiş, daha o tarihte yazdığım yazıyla kararı eleştirmiştim. Aradan 24 yıl yani bir çeyrek asır geçtikten sonra söz konusu ceza bu defa çok daha ağırlaştırılmış bir şekilde tekrar ediyor. İlki daha sınırlı bir kapatmaydı. Bu defa radyonun yeryüzündeki varlığı hedef alındı. Belki bir yerlerde, Anka Kuşu yeniden doğacaktır ama bir yayın iznin iptal edilmesi bir devrin kapanmasına denk gelir.

Şimdi Açık Radyo da yok. Dönemin liberalleşmesi neye tekabül ediyordu sorusunun kapsamlı yanıtını burada veremem. Ama yukarıda Açık Radyo’yu tanımlarken getirdiğim yorumlar (politika özgüllükler bir yana) genel çerçeveyi çizer. Liberal doktrinin temellendirilmesi kaygısından asla söz etmiyorum. Neo-liberalizmin ‘tutkuları’ da bu bahiste mevzu değil. En kapsamlı şekilde dile getirecek olursam bu oluşumun belkemiğini devlet ve sistem dışı, toplum ve insan öncelikli bir tasavvur meydana getiriyordu… Her türlü bileşeniyle sistemin ve devletin yoğun şekilde eleştirilmesi ve dönüştürülmesi ana kaygı ve çabaydı. Belki sorun toplumu bireyden önce savunmaktı ama o başka bir konu

Türkiye’nin garip bir kaderi var: liberalizm arayışları devletin olabilecek en güçlü ve muktedir olduğu noktaya taşınmasını doğurdu her defasında. 1908 ve 1933’ten bu yana böyle. Özal döneminden beri de bu kader garip dalgalanmalarla devam ediyor. Devlet her defasında biraz daha güçlü ya da nispi bazı gerilemelerinin ardından bir şekilde kendisini büsbütün sağlamlaştırıp yeniden doğuyor ve eskisinden daha fazla tecebbürle içli dışlı oluyor. Devletin minimal noktaya taşınması ütopyası ise hep parantez içinde kalıyor. O parantezin adlarından biri Açık Radyo’dur.

Hasan Bülent Kahraman’ın yazısı