Sorun sanki kendi kendine ortaya çıkmış, yürürlükteki yasaya 20 yıl boyunca uyulmamasının sorumluluğu iktidarda değilmiş gibi bir hava estiriliyor.
Dahası, evrensel bir hak meselesi günlük siyasetin aracı haline getiriliyor.
Bunun sinyallerini iktidar medyası çalışanlarının yorumlarından okumak mümkün. Her canlının eşit yaşam hakkı var, “ama” diye şerh düşülerek, insan hayatı diğerlerinden değerlidir deniyor. Yasaya karşı çıkanlar toplumun ‘elitleri’ olarak etiketleniyor. Akılcı, vicdani, ahlaki yöntemlerle sorunun çözümünden yana olanların ‘batıcı’, ‘modern’ ve ‘emperyalizm hayranı’ olduğu iddia edilerek, aslında toplu itlafa karşı çıkarak bir yaşam tarzının, yani sekülerlik savunusunun peşinde oldukları söyleniyor.
Ülkeyi 20 yıldır yöneten iktidarın beceriksizliğini gözden kaçıracağım diye, yaşam hakkı için Türkiye’de başlayabilecek yeni bir direnişten, sokakların terörize edilme riskinden bahsediliyor. Toplumu gerecek yeni fay hattı bulunmuşa benziyor.