Bu absürtlüğün arkasında, iktidarın huzurunu kaçıran net bir gerçek var, o da emek mücadelesi ile demokrasi ve doğa savunuculuğunun bir arada ilerlemesi. Olur da memleketin toprağını, ağacını düşünen biri hakkını arayan maden işçisiyle göz göze gelirse; olur da çevre ve sınıf bilinciyle demokrasi mücadelesi yan yana gelip sömürü düzenini şöyle bir sarsıverirse, mazallah sonu ya memleket için iyi bitiverirse?!
Ancak, TEMA Vakfı’nın kurumsal olarak yayınladığı o ürkek, çekimser açıklama konuyu anlamadıklarını değil, iktidarın çizdiği o “makbul” sınırların dışına taşmama telaşını gösteriyor. Gönüllüleri “eylem ihtimaline binaen” jet hızıyla tutuklanırken, vakıf yönetimi adeta iktidardan af diler gibi bir dil kullandı: “Vakfımızla hiçbir ilgisi bulunmayan bir eylem… İki kişi dışında gönüllülerimiz otobüsten inmeden mola yerinden ayrılmıştır…”
Oysa görüldüğü üzere “Arabadan bile inmedik” tarzı bir savunma tutuklamaları engellemediği gibi, iktidarın çizdiği o “güvenli” sınıra çekilip emek mücadelesinden kaçtıkça, hukuksuzluk da güçlenerek yayılıyor.