Google için 'kalıcı kapalı' müdavimleri için 'daimi açık' meyhane
G

Behzat Şahin
Behzat Şahin
Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı kurdu. ‘Cibalikapı Balıkçısı’ndan’ adlı bir kitabı var. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.
Cüneyt Karaahmetoğlu’ya ait bu fotoğraf. Eskişehir’deki öğrencilik yıllarında (1998-2003) müdavimi oldukları Bomonti isimli meyhanede çekmiş. Sadece Müzeyyen Senar çalarmış. Başka yere taşınmışlar. Şiarımız ortak… Teşekkürler Cüneyt bey.

Bir meyhanede buluşmak için sözleşeli bir yılı geçti. Onun işleri, benimkiler… O gün ona uymadı, bugün bana… Bir de zaman mı hızlandı ne? Çok çabuk geçiyor. Daha dün gibiydi halbuki.

Meslektaşız. Onunki tam meyhane sayılmasa da İstanbul’un, hatta Türkiye’nin yüz akı mekânlarından biri. ‘Sayılmasa da‘dan kastım, daha ‘fine dine‘ kategorisinde. Ama rakının da en güzel eşlikçilerini servis ediyorlar.

Murat (Kazdal, 55), Yeniköy’deki Apartıman’ın sahiplerinden biri. Kardeşi Burçak, mutfağın başında, çok ödüllü bir şef. Hak ettiği üzere. Dile kolay, sekiz yıldır aynı istikrarla ayakta tutuyorlar mekânı. Marifet iltifata tabidir. İçi boş övgüden kaçınırım.

O günkü programım başkaydı. Birkaç gün öncesinden başka bir arkadaşımla başka bir mekân için sözleşmiştim. Öğlen aradı, “Bugün kandilmiş” diye. Kandillerde içmeyi tercih etmiyor. Ben kurmuşum kendimi, bir meyhane ziyareti yapmam lazım. Murat’a mesaj attım, “Neden olmasın?” dedi. Son dakika programı oldu, bari yol eziyeti çektirmeyeyim, ona yakın, Boğaz’da bir yer olsun.

Elimde buna uygun, Boğaz’a tepeden bakan, ‘kupon‘ arazilere sahip mahallelerin birindeki meyhane var. Küçükarmutlu’da. Resmi adıyla, Fatih Sultan Mehmet Mahallesi’nde…

Aylar önce bir başka meyhane için gelmiş, o zaman almıştım Sohbet Restaurant&Ocakbaşı’nı listeme. Mahallenin demografik yapısından dolayı açık olacaklarına emin olsam da yine de Google’dan telefonunu bulup teyit etme ihtiyacı hissettim. ‘Kalıcı olarak kapalı‘ yazıyor. Pek inandırıcı gelmedi, daha önce yazdığım komşu meyhane Dergâh Restaurant’ın sahiplerinden Ali’yi (Yücel) aradım. “Açık. Salih arkadaşımdır, telefonunu göndereyim” dedi de öyle aştım Google’ın cehaletini.

Biliyorsunuz, ulaşım işleri benden sorulur. Yenikapı-Hacıosman metrosuyla Levent’e gidip yoğun trafiği aştım, oradan da en yakın İETT otobüs durağına ulaşıp 59N’ye bindim. Sohbet de zaten otobüslerin son durağı olan meydan manzaralı.

Boğaz manzaralı gecekondu mu olurmuş? Olmuş.

Manzara demişken, Küçükarmutlu malum, Boğaz’a nazır bir gecekondu mahallesi. Dergâh yazısında bahsetmiştim mahallenin geçmişinden. Ağır bedeller ödendi kurulurken. Bu mahallenin hazmedilememesinin argümanlarından biri de “Boğaz’da gecekondu mu olurmuş?”

Ölüm orucunda yaşamını yitiren Sevgi Erdoğan’ın evi ‘Vefa Evi’ olarak korunmuş.

Geçen fırsatım olmamıştı, şimdi erken gelip mahalleyi şöyle bir gezdim, olmuş. Kale duvarlı siteler yok. Bahçeli tek katlı evler, zaman içinde iyileştirilmiş. Çok katlı yapıya da pek rastlanmıyor. Gerçi ‘şirin mi şirin gecekondu evleri’ de sayılmazlar. Mimari kakofoni burada da egemen. Bu gecekondu işi sosyolojinin ana konularından biri. Nasıl olmasın? Sen köyden kente işgücü devşir, üstelik barınma ihtiyaçlarını karşılama, o işi de onların üstüne yık ama ‘Sadece şehrin çeperlerinde kalsınlar‘ de. Öyle mi?

Aaa, daha içmedim, ne çabuk ahkâma başladım?

Döndüm meydana, girdim Sohbet’ten içeri.

Sohbet, birinci katta. Sağdaki merdivenlerden çıkılıyor.

Altında kahvehane, büfe karışımı bir mekân var, bizimki binanın birinci katında. Müstakil girişi sağda. Merdivenlerden çıkar çıkmaz bar karşılıyor, sol taraf salon. Sol köşede bir ‘özel oda’ var.

Burası da tek masalı ‘Private Room.’

Son dönemde pek dillendiriliyor ya, ben de biraz magazine gireyim. Özel dediysek gizli saklı değil burası da. Tek masalı, salonun gürültüsünden uzak kalmak isteyenler için. Salonda gürültü yok zaten. Tek ekranda at yarışı, onun da sesi kapalı.

Salon ferah, tek ekran var.

Salona girince anladı, telefonla arayanın ben olduğumu. Marifet sayılmaz, burası mahalle meyhanesi, herkes müdavim, herkes tanıdık. Güleryüz ve samimiyetle karşıladı, özel odayı ayırmış. Salondan soyutlanmamak için televizyon ekranı altı, ocakbaşı yanındaki dört kişilik masayı tercih ettim. Cam kenarındaki İETT peronu manzaralı iki masada oturanlar vardı, manzaradan mahrum kaldık. Burası da iyi ama, tüm salona hâkim.

İETT peron manzaralı.

Salih beydi (Avşar, 57) karşılayan. Sahibi. Tokatlı. Mahallenin kurucularından. Mahallenin politik duruşunu, geçmişini bilince ayrıntıya girmeye gerek kalmıyor.

İki ay önce Emirhan’dan devralmış burayı. Mekân en az 25 yıllık. Adı hep aynıymış.

Esas mesleği unlu mamuller. Meyhanecilikte ilk deneyimi ama yabancısı da sayılmaz. Oğlu şefmiş zaten. Dünya mutfağını bilirmiş, şimdi İsviçre’ye gitmek için beklerken bir yandan da babasına yardım edip mezeleri hazırlıyormuş. İşler çok istikrarsız olduğu için o gün pek çeşit yokmuş.

Dedim ya erken geldim, fıçı biramı yudumlarken, iş de yoğun değilken sohbet ettik Salih beyle.

‘Özel oda‘dan sonraki cam kenarı iki masa sekizerli. Geldiğimde iki kişi vardı, son saydığımda yedi kişilerdi. Organize değil, müdavimlerin ortak masası. Canı isteyen masaya eklenip kendi içkisini söylüyor, muhabbete ortak oluyor. Zaten toplamda da kalanı dörderli yedi masa var.

Özel odanın yanındaki masa müdavimlerin ortak masası. İsteyen eklenip kendi içkisini söylüyor, muhabbete ortak oluyor.

Tuvalete de gideyim bari. Tek kabin, alaturka taşlı. Yılların yükünü taşımış. Pis diyemem. Köhnemiş biraz.

Tuvalete kalkmışken salonun fotoğraflarını da çektim. Barda tek başına bira içen beyefendi, “Beni de çek” dedi. Çektim tabii. Tanışalım ama. “Dursun Dayı” dedi. “Soyadınız mı?” dedim, “Hayır” dedi. “Peki, hangi tür ‘dayı’dedim, “Her türlü dayı” dedi. Mahallenin politik geçmişini bildiğim için anladım isminin arkasına eklenen ‘Dayı‘yla yapılan göndermeyi.

Hem Dursun, hem ‘Dayı’. Fazla detaya girmedik.

75’inde. O da Tokatlı. “Dünyayı gezdim, döndüm geldim yine” dedi.  Mahallenin kurucularından. Soyadını öğrenemedim ayaküstü muhabbetimizde.

Murat da geldi. Geç kalmadı, kalsa da hakkıymış. O bahsetmedi, ertesi gün öğrendim. Apartıman’ın şefi, kardeşi Burçak en iyi şef seçilmiş.

Hiç kibarlık yapmadan 70’liğimizi söyledik. Kalırsa arkamızdan ağlamaz. Tecrübeyle sabit, kalmaz da.

Bira soğutucusundan devşirme meze dolabının başına geçtik ama zaten çeşit azmış.

Meze seçmek için dolabın başına geçtik. Meze dolabı, bira dolabından devşirme. Zaten seçim yapacak kadar meze de yok, dördü yoğurtlu beş çeşit mezenin hepsinden yarımşar porsiyon lütfen. Mütebbel, haydari, atom, yoğurtlu patlıcan kızartma, acılı ezme. Yanına bir de ciğer kavurma.

Biz işin muhabbetindeyiz, aramızda gurmelik taslayan kimse yok. Ortamdan memnunuz, yediklerimizden şikayetçi değiliz.

Hepsinden yarımşar porsiyon istedik.

Murat’la ortak bir başka yanımız da deniz. O da yelkenlisiyle Akdeniz’i harman edenlerden.

Meslekten konuştuk epey. Ayrıntılar pek sevimli değil. Burası ne yaşıyorsa biz de başka boyutlarıyla aynısını yaşıyoruz diyelim.

At yarışından sonra Tokat’tan yayın yapan YouTube kanalı Anadolu TV kanalına geçildi. Yörede pek sevilen Kemancı Turan’ın müziğine bizim de itirazımız olmadı ama burada ses çok yüksek doğal olarak. Masa değiştirdik, kemanın sesi daha hoş geldi. Dinlemediyseniz bir göz atın derim.

At yarışı bitti galiba, üstümüzdeki ekranın sesi açılıp müzik yayınına geçildi. Anadolu TV. Dibinde olunca ses fazla geldi tabii, masa değiştirdik. At yarışı oynayan iki kişi de kalkmış.

İsmail geldi. Salih beyin, umudunu yurtdışına bağlamış, kalifiye aşçı oğlu. 29 yaşında, Etiler Turizm Otelcilik mezunu. Feriye’de, Kiva’da filan çalışmış. Tutamazsın, o da gidecek…

Pirzoladan da köfteden de şikâyetimiz yok.

Köfte istedik, ardından pirzola. Ocakbaşında Hacı bey (Çağlar, 61) var. Tokatlı o da. 1993’ten beri Küçükarmutlulu. Bir şirketin çaycılığından emekli olmuş, Salih bey burayı devralınca mangalın başına geçmiş. Yediklerimizden memnunuz, “Ne var ki, evde de yapıyordum zaten” diye açıkladı marifetini.

Erkan’la (Çağpar-solda), Dergâh’a geldiğimde tanışmış, pek sevmiştim. Karşılaştık yine.

Aa, tanıdıklar var. Erkan’la (Çağpar), Dergâh’ta rakı içmiştik, bugün de burada. Hasret giderdik. Samimiyetiyle sarıp sarmalayan insanlardan.

Bir ara ekip fotoğrafı çektirdik tabii. Laf aramızda, Çiçek hanıma (Deler) bayıldım. Yüzünde güller açıyor. Salih beyin ablası. Bulaşıkta. Bekriya’da da çalışmış. Şimdi, Bekriya deyince bir paragraf açalım.

Sohbet’in samimi ekibiyle: (Soldan sağa, benden sonra) Salih Avşar, İsmail Avşar, Çiçek Deler, Hacı Çağlar.

Bekriya (akşamcı demek, yani ben), Arnavutköy’deydi. Çok yetenekli Suzan hanımın (Kardeş) meyhanesiydi. Orada rakı içmek bahtiyarlığına erenlerdenim iyi ki. Set makyözlüğü asıl mesleği, albümleri de birbirinden müstesna. Oyunculuğu da var.

70’liği devirdik. Bu muhabbetle daha da gideri var da bi dur demek lâzım. Yoksa mekânla ilgili sorun yok. Öğlen 12:00 gibi başladıkları servis sabaha karşı 4-5-6’ya, hatta gerekirse saat 7’ye kadar sürüyormuş.

Murat, “Olması gerektiği gibi bir meyhane” dedi burası için. “Rakının yanına eşlik edip, mideni de rahatsız etmeyecek birkaç şey. ‘Oranın şu mezesini özledim’ diyeceğin bir şeyi yok ama rahatsız edecek, eksik kalacak bir şey de yok. Muhtemelen her gittiğinde aynı yüzleri göreceğin bir yer.”

Hesap 4 bin lira. Fiyatlar, bira 170, 35’lik rakı bin 100, mezeler 150’şer, tavuk 300, köfte 350, kuzu şiş 600, antrikot 600 lira. Meyve ve ballı muz ikram.

Bakmayın Google’a, hastalık yoksa, hep açık.

*******************

Madem bu yazıyı güzel bir okur fotoğrafıyla açtık, yine bir başka okurun, Gökhan Güler’in bilgilendirici e-mektubuyla kapatalım:

“(…) Son yazınızda Yatağan’daki meyhanenin mönüsünde yer alan yeşil zeytin için ‘çekişte (galiba çekiçte) zeytin’ demişsiniz. Kırma yeşil zeytine, hazırlanışındaki eyleme atıfla Rumcada tsakista elea deniyor. Çoğulcu Tsakistes elies oluyor. Tsakistes Türkçe ağızda çekiştes, çekişta gibi seslendirilmiş.”

Hadsizce, araştırmadan, kolaycı bir çıkarımda bulunmuşum. İki şey birden öğrendim; o tarz zeytinin adının çekişte olduğunu ve yöre ağzının benim ‘düzeltmeme’ ihtiyacı olmadığını.

Çok teşekkür ederim Gökhan bey, üşenmeyip yazdığınız için. Sevgilerimle.