3 Mayıs 1907’de kurulan Fenerbahçe Spor Kulübü, bugüne kadar toplam 34 başkan seçti.
Mevcut tüzüğe göre başkanlık süresi üç yıldır, başkan ile yönetim kurulları ayrı ayrı seçilir. Sabri Toprak, Şükrü Saraçoğlu, Aziz Yıldırım ve Ali Koç bu süreleri fazlasıyla aşan isimler olmuştu.
Özellikle Aziz Yıldırım, yaklaşık 20 yıl boyunca bu görevi üstlenerek Fenerbahçe tarihinin en uzun süre görev yapan ve en etkili başkanlarından biri olarak öne çıktı.
Başkanlığın en zor dönemlerini yaşayan isim ise kuşkusuz Aziz Yıldırım oldu. Görev süresi boyunca Mehmet Ağar’ın futbola etkisi, patlak veren FETÖ kumpasları, 2015 yılında Rizespor deplasmanı dönüşü Trabzon Araklı yolunda takım otobüsünün kurşunlanması ve yönetici arkadaşlarıyla birlikte cezaevinde geçirdiği bir yıl…
Tüm bunlar, bir spor kulübü başkanlığının ne kadar ağır bedelleri olabileceğini gösteriyordu.
Ali Koç dönemi ise sahadaki başarısızlıklara rağmen ‘yapı’ söylemi ve sistemle mücadele iddiasıyla geçti. Zaman zaman takımı ligden çekme noktasına gelen çıkışlar yaptı. Görevi bıraktıktan sonra ise söyleminde dile getirdiği bahis ve şike operasyonları gündeme geldi; hakemler, başkanlar, gözlemciler ve futbolculara verilen cezalar, bu sürecin daha da derinleşeceğinin sinyallerini verdi.
Ve şimdi, çiçeği burnunda başkan Sadettin Saran…
Göreve geldiğinden itibaren birçok sorunla karşı karşıya kaldı. Sahibi olduğu şirket (Saran holding) üzerinden, olumsuz haberlerle karşılaştı, legal olan bahis şirketi üzerinden bombalandı, hepsini Fenerbahçe için bıraktı.
Yeni bir sayfa açmak istediğini başkanlığı döneminde sadece sahada kalma düşüncesini hep söyledi. Sahada tekmeye kafa sokan bir takım oluşturmak istediğini dile getirdi. Konuşmayan bir başkan olacağım, sözü farklı bir sözdü.
Kişisel olayından dolayı savcı karşısında dahi Fenerbahçe’yi ön plana atmamaya özen gösterdi.
(…)
Sadettin Saran, takımı seçim sürecinden zarar görmemesi ve transferlerin etkilenmemesi adına kongrenin ‘sezonun son maçına göre’ planlanmasını istedi. Bu karar; futbolcular, görüşülen oyuncular ve teknik heyet tarafından olumlu karşılandı.
Sonuç olarak, Fenerbahçe başkanlığı yalnızca bir spor yöneticiliği değildir. Güç, prestij, baskı, risk ve bedelin iç içe geçtiği, Türkiye’de başka hiçbir kulüpte olmayan bir görevdir. Bu koltuğa oturmak cesaret ister; orada kalmak ise bedel ödemeyi göze almayı sağlar.
O zaman sormak gerekir; Fenerbahçe başkanlığı prestij mi, bedel mi?