ECE ZEREN AYDINOĞLU
ecezerenaydinoglu@gmail.com / @ZerenEce1
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2019’da en az 474 kadın hayatını kaybetti. Kadınları öldürenlerin çoğunlukla yakınındaki erkekler olduğu belirtilirken, cinayetin başlıca bahaneleri arasında kadınların kendi hayatları hakkında karar vermek istemesi geliyor. Cinayetlerin yargılamalarında ise kimi zaman katil erkeklere gerek duruşmadaki tutumları gerekse başka nedenlerle ceza indirimi uygulanabiliyor.
Kadın cinayetlerinin medyada haberleştirilmesi de öteden beri tartışılan meselelerin başında geliyor. Zira haberdeki söylem, mağduru değil faili öne çıkarmak ya da doğru fotoğraf kullanımı gibi konular büyük önem taşıyor.

Uzun yıllardır kadına yönelik şiddet ve LGBTİ+ çalışmaları yapan, Bianet’te yedi yıl boyunca erkek şiddetine dair çetele hazırlayan gazeteci Çiçek Tahaoğlu, dijital çağda medyanın okuyucu alışkanlıklarından etkilendiğini düşünüyor. “Okuyucu ne istiyorsa ticari amaç güden medya da onu veriyor” diyen Tahaoğlu’yla kadına yönelik şiddet bağlamında toplumu ve medyayı konuştuk.
‘Şiddetin dozu arttı’
Kadın cinayetleri artıyor mu… Sayılar bize ne gösteriyor?
Sayılar ne kadar artıyor emin olamıyoruz ama şiddetin dozunun arttığını söyleyebilirim. Bianet’in tuttuğu çeteleden örnek verecek olursak… Her yıl çeteleye yeni bir kategori ekleniyor. Eskiden çatışma haberlerinde yazdığımız kelimeleri erkek şiddeti haberlerinde kullanmıyorduk. Önceden eşinin evine molotof kokteyli atan ya da günlerce kadını eve hapsedip işkence eden bir erkeğin haberini yapmıyorduk. Sadece medyaya yansıyan haberlerden raporlama yapıldığı için belki de eskiden bize yansımıyordu ama yerelde cinayet her zaman haberdir. Büyük kentlerde cinayetler her zaman haber olmasa da yerel medyaya yansıyor.
‘Kanun uygulansa etkili olacak’
Bu sadece şiddetin çok fazla görünür olmasından mı ibaret?
En önemli nokta bence şu; şiddet bu kadar görünür olmasına rağmen cezasızlık artıyor. Üstelik, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair kanun gibi uygulansa etkili olacak bir yasamız varken… Şiddetin engellenmesi ve eşitliğin sağlanmasına yönelik dünyanın en ileri metinlerinden birinin adı İstanbul Sözleşmesi’yken…
‘Cezasızlık şiddeti artırır’
Cezasızlığın artması doğal olarak şiddetin artmasını getirir çünkü ceza almadığını gören failler bunu daha çok yaparlar. Potansiyel failler de diğerlerinin ceza almadığını gördüklerinde bunları yapmakta sakınca görmezler.
‘Kahvedekiler ‘Hallederiz’ dedi…’
Cezasızlık diğerlerini de ‘yüreklendiriyor’ yani…
Evet, bu konuda sıklıkla verdiğim bir örnek var; gazeteci Burçe Bahadır’in ‘Ölü Kadınlar Memleketi’ isimli kitabı… Kitabın, Türkiye’deki bakışı toplumsal açıdan çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyduğunu düşünüyorum. Bahadır, eşini öldürüp cezaevine giren erkeklerle ve şiddet gördüğü kocasını kendini savunurken öldüren kadınlarla röportaj yapmış. Fail erkek diyor ki: “Bir de bana kendini öldürttü, onun yüzünden cezaevindeyim…”, “Ben bunun cezası olduğu bilmiyordum, bunu okul kitaplarına yazsınlar. Ben öldürmeden kahvedekilerle konuştum, herkes bana ‘Hallederiz’ dedi. Ben nereden bileyim onu öldürdüğümde müebbet hapis cezası alacağımı…” Böyle bir mantık var Türkiye’de ve bunu devlet de biliyor.
İnsanların şiddete yönelmesinde sosyal medyanın da etkisi var mı?
Sosyal medyanın şöyle bir etkisi var: Failler eşlerini “Seni Ayşe Paşalı gibi yaparım, seni Özgecan Aslan gibi yaparım” diye tehdit ediyor. Bu yüzden sosyal medya kullanıcılarının Emine Bulut görselini paylaşırken dikkat etmesi gerekiyor. Aslında konunun iki tarafı var: Şiddete maruz kalan ve şiddet uygulayan/eğilimi olan. Tabii ki bu görüntüleri hiçbir zaman paylaşmayalım anlamına gelmiyor ama dikkatli davranmalıyız.
‘Her haberde sinmiş kadın görsel olması zorunda değil’
Konunun medya tarafındaysa biz her ne kadar şiddeti yeniden üretmeyen görsellere çağrı yapsak da gazetecinin bazen o görseli paylaşması gerekiyor. Çünkü haber oysa onu vermek zorunda. Gazeteci bunu vermezse ve kamuoyu oluşmazsa belki de fail, hak ettiği cezayı almayacak. Söylemek istediğim… Her habere gözü mor, sinmiş bir kadın görseli konmak zorunda değil.
Şiddet haberlerini nasıl yapacağı konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan, ‘Ne yapmalıyız’ diye soran gazeteciler de var...
Gazeteci bir konuda nasıl yazması gerektiğini bilmiyorsa oturup araştırmalı. Bununla ilgili onlarca çalışma, onlarca kitap var. Sivil toplum kuruluşları birçok kitapçık yayınlıyor, Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın konuyla ilgili online bir rehberi, bianet’in çalışmaları var…
‘Okuduğum haberler feminizme yöneltti’
Birçok erkek gazeteci “Kaş yaparken göz çıkarmayalım” düşüncesiyle toplumsal cinsiyet haberlerini yapmaktan çekiniyor. Dünya görüşünü bu şekilde tanımlasa da oturup araştırmak, çaba sarf etmek istemiyor. Fakat gazeteci olarak bunları bilmek onun mesleki sorumluluğu. Mesela beni gazetecilik yaparken okuduğum haberler feminizme yöneltti. Bir süre sonra bu haberlerin içinde rahat bir nefes almamı sağlayan feminizm oldu çünkü tanıştığım dünya bana çok ağır geldi. Ben gazeteciyken bunu öğrenmem gerektiğine karar verdim.
‘Bunu yaparsak feministler bizim canımıza okur’
Bu konuda duyduğum örneklerden biri de “Bunu yaparsak feministler/kadınlar bizim canımıza okur” düşüncesi… Canınıza okunacağını düşünüyorsanız demek ki yanlış bir şey yaptığınızı içten içe biliyorsunuz. Bir grup tarafından canınıza okunacağını düşünüyorsanız bu; o grubun anormalliği ya da marjinalliği değil, sizin yanlış bir şeyi bile bile üretiyor olduğunuz anlamına gelir.
‘Okuyucu tepkisi gazeteyi dönüştürüyor’
Şule Çet cinayetine ilişkin haberlerinde Milliyet’in cinayet işlendiği zamanki başlığı ve dava devam ederken attığı iki başlık var…

Evet, Milliyet’in olayın yaşandığı gün ‘Plazaya girdi ve sonra ne oldu!’ diye bir başlık atıp ardından da ‘Boyun eğmeyeceğiz’ başlığı atması çok ironik. Ama gazetenin bu tepkisi, okuyucu davranışının bir gazeteyi nasıl dönüştürebileceğini çok iyi anlatıyor. Dolayısıyla bu hepimizin sorumluluğu. Toplum biziz, sürekli başkalarını suçlayarak yaşayamayız.
Biz ‘o plazaya girdi sonra ne oldu’ haberine “Aa, ne olmuş acaba?” diye pornografik bir merakla tıklamasak zaten gazete o haberi yapmaya devam edemez. O haber tık aldığı için öyle yapılmaya devam ediyor, aynı şekilde ‘Boyun eğme’ manşetiyle de o yüzden çıkıyor. Okuyucu ne istiyorsa ticari amaç güden medya da onu veriyor. Ticari amaç gütmeyen medya da hayatta kalabilmek için bir noktada onu vermek zorunda kalıyor. Okuyucu ve gazetecinin kısır döngüsü…
‘Haber sınırlandırılabilecek bir şey değil’
Aile Bakanlığı’nın bu dile karşı çalışmalar yapacağı, hatta bazı durumlarda haber yazımında belli kısıtlamalar yapabileceği konuşuluyor dönem dönem…
Net hatırlamıyorum ama sanırım 2012 yılında hazırlanan ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planı’ toplantılarında bu tarz tartışmalar yaşanmıştı. Ama yasak yerine medya kuruluşlarına toplumsal cinsiyet eğitimleri verilmesini kararlaştırılmıştı. Bunun bilginin paylaşılmasıyla yapılması gerektiğine karar verilmişti. Yani yasak getirmek çözüm değil. Ayrıca haber sınırlandırılabilecek bir şey de değil.
Medyada var olan bakış açısının değişmesi için bir şeyler yapmak lazım.
Her ne kadar tüm cinayet haberlerini yapmak, okumak yorucu olsa da şu an devam eden süreçte, kamuoyu tepkisinin dönüştürücü bir etkisi var. Haberler sayesinde toplum konunun peşini bırakmıyor.
Elbette erkek şiddeti sadece ya da en çok Türkiye’de yaşanmıyor. İrlanda, Güney Kore, Meksika gibi ülkelerdeki durumla ilgili bilgi alma fırsatım olduğunda çok şaşırmıştım. Birçok şey bizimkiyle benzeşiyor. Ama oradaki yetkililerin “Cinayetler abartılıyor” gibi açıklamalar yaptığına dair bir haber de görmedim.
Konu devletin bakışıyla da çok ilgili…
Mesela Türkiye’de kamusal alanlarda kıyafet bahanesiyle gerçekleştirilen saldırılar, kadınların siyasi ortamda aşağılandığı bir dönemde yaşandı. İktidar sürekli kadınları ikincil pozisyonda tanımlarken bunların olması bir tesadüf mü? Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir görüntü paylaşıldı. Bir adam, başörtülü bir kadını sokak ortasında videoya alıyor, onu linç etmeye çalışıyor, “Sen Müslüman mısın” diye soruyor, kendince alay ettiğini zannediyor. Bu nasıl bir cüret anlayamıyorum! Aynı şey şortlu bir kadına da rahatlıkla yapılabiliyor.
‘Gazetelerin düzgün haberler için yayın politikası yok’
İnsanlar kadınları bu şekilde taciz edebilme hakkını kendilerinde görüyorsa, faillerin hepsi ceza indiriminden faydalanacağını düşünüyorsa burada bir sorun var demektir.
Nasıl düzelebilir sizce?
Gazeteler de toplumun bir yansıması, en başında söylediğim gibi okuyucu alışkanlıkları gazete haberlerini inanılmaz etkiliyor. Ve altını çizmek isterim ki gazeteler sadece rezalet haberler yapmıyor. O en çok kızdığımız gazetelerde bir sürü muhabir var düzgün haberler çıkartmak için didinen. Sadece gazetelerin bununla ilgili bir yayın politikası yok. Küçük küçük başlamalıyız. Hepimizin hayatta bir sorumluluğu var ve ona göre davranmalıyız. Gazeteciysek toplumsal eşitsizliklere duyarlı bir şekilde haber yazmalıyız mesela.