Acaba İbn Haldun’un “tarih” felsefesi devleti inşa edenleri nasıl açıklıyor?
Medeni bir devlet; dayanışma ve din tarafından birbiriyle kaynaştırılan ilkel bir halkın şehirleri tesisi veya fethi sayesinde var olmaya başlar. Bu dönem “devlet” için birinci safhadır, kuruluş dönemidir. Ailevi bağlar ve dine dayanan dayanışma devletin kuruluşunda zorunludur.
İkinci aşamada ise yönetici elde ettiği gücü tekelleştirmelidir.
Üçüncü safhada sıra, rahatlığa düşkünlük dönemine gelmiştir. Yöneticinin mutlak güce sahip olma ihtirası, otoritenin onun ellerinde toplanmasıyla tatmin edilmiştir. Otorite kurulduğu için artık meyvelerini toplama zamanıdır.
Dördüncü safhada ise yönetilenlerin memnuniyet dönemidir. Lüks, konfor ve arzularının doyumu alışkanlık olur. Hallerinden memnun insanlar için yöneticinin taklit edildiği zamanlar başlamıştır.
Beşinci safha boyunca devlet, çökmeye ve parçalanmaya başlar. İsraf ve savurganlık beşinci ve son safhadır.
Artık yönetici; “yağı bittiğinde sönen lambadaki fitil gibi” yıkılıncaya kadar solmaya devam eder. Kumpaslar başlar. Devletin sürüklenmemesi için muhalefet alevlenir…
Tiranlık başlamıştır…
Ama sakin olmalıyız ve cesaretimizi kuşanmalıyız.
Karşımızda “çağdaş tiranlık” varsa eğer; kuvvetler ayrılığı sona ermişse, ifade özgürlüğü yoksa, muhalefet partilerine yönelik baskılar artmışsa, adil yargılanma hakkı ortadan kaldırılmışsa bile aldanmamak gerekiyor. Yılgınlık yaratmamalı. Aksine büyük resmi görmek, farkında olmak ve sakin olmak gerekir
Hayal bile edilemeyen gerçekleştiğinde dahi koltuğunuzda gevşeyip ekran başında aptallaşmanızdan yana olan hegemonyaya karşı çıkmak için sokağa çıkma zamanıdır.