Tutuklama sürecinde tutulma yerlerinde yapılan çıplak veya mahrem arama, insan onuruna gereken saygının gösterilerek uygun bir şekilde ve meşru bir amaç için yapılmaması halinde işkence yasağına, Sözleşme Madde 3’e işkence yasağına uyulmamış, aykırı hareket edilmiş demektir.
Ulusalüstü uygulamalar bakımından AİHM kararları yol göstericidir, bağlayıcıdır.
Ama Türkiye hak ihlalleri bakımından 2026 yılında AİHM önünde birinciliği elde etmiş ülke olarak; AİHM kararlarını uygulamayan ülkedir artık!
Mahkeme kararlarıyla AİHM kararlarının uygulanmayacağına dair kararlar yazan bir memlekette yaşamak zordur. AİHM kararlarının uygulanacağına dair Komisyon kararları alarak yazılar yazan ve Avrupa Konseyi önünde savunma yapan bir ülke olmayı inatla sürdürmektedir.
Bu yol çıkmaz sokaktır. Yolun sonu duvardır.
O zaman temel insan hak ve özgürlüklerini korumak başta olmak üzere ulusalüstü yargı kararları artık yol göstermediğine ve uygulamadığımıza göre; kaybolduk demektir.
AİHM kararlarının uygulanmaması hakkındaki “kaybolmaya dair” kararlar, yüksek yargı organlarının birbiri hakkındaki suç duyuruları, hak ihlallerinde birinci sıraya yükselmemiz, AİHM kararlarını uygulamamak için insanları hapiste tutma hal ve gidişimiz; adaletten bu denli yoksun bırakılan bir toplumda nasıl bir etki yaratmaktadır acaba?
Yanıtımız…
İnsan onuruyla bağdaşmayan, bedensel veya ruhsal yönden acı çekmemize, algılama veya irade yeteneğimizin etkilenmesine ve aşağılanmamıza yol açabilecek davranışlardır…