
H. AYHAN TİNİN
Sanat da var / Sinema
insanatinart@gmail.com
Juliette Binoche.
Uzun bir şiirin başlangıcı olan yüzüyle, bu yıl yine İstanbul Film Festivali’nde kendine özgü yerini aldı.
‘Hangi Kadın’ ya da orijinal adıyla ‘Celle Que Vous Croyez’ filmini festivalde izleyemediyseniz, festival sonrasında mutlaka sinemalarda izleyin.
Binoche festivallerin gizli ‘diva’sıdır gerçekten.
Hızla aklımıza gelenler 2017 Cannes, 2015 Venedik, 2013 Berlin, 1990’lardaki İstanbul film festivalleri ‘3 Renk Mavi-Kırmızı -Beyaz’, ‘Köprü Üstü Aşıkları’, ‘Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’…
Her birinde ayrı bir kadın karakterini derinlemesine yorumlayarak, belleğimizde unutulmaz izler bıraktı.
Çoğu filminde; hayatın içinde insan ruhunun zor kaldıracağı mağlubiyetler aldığı halde, ‘kendini kazanan’ kahramanları canlandırarak, içimize hüzün ve umut çiçeklerini bir arada bıraktı.
Festival programındaki ‘Hangi Kadın’ filmi ise şubat ayında 69’uncu Berlin Film Festivali’nde galasını yaptıktan sonra festival haftasında Türk seyircisiyle buluştu.
Film, güncel bir tema olan sosyal medya fenomeninden yola çıkarak, kadın-erkek ilişkisine toplumsal koşullar ve cinselliği de göz ardı etmeden bakıyor.
Juliette Binoche’nin oyun gücü kadar, senaryonun yukarıda bahsettiğimiz çok boyutlu yapıyla işlenmiş olmasının da, seyirci üzerinde yarattığı etkiyi katmanlaştırdığını düşünüyoruz.
Filmin öyküsüne gelince…
Paris’te boşanmış ve iki çocuklu bir kadın. Elli yaşlarında.
Adı Claire. Akademisyen. Birlikte olduğu fakat birlikte yaşamadığı bir erkek var hayatında. Kadından daha genç bir mimar, Ludo.
Kadın için bu ilişki de duygusallık ve cinsellik dengeliyken, erkek için daha çok sorunsuz bir cinsellik yaşamak yeterli. Hatta kadın üzerine düştükçe adam sıkılıp uzaklaşıyor.
İşte böyle bir durumda adamın hayatına, günümüzün ‘Truva Atı’ sosyal medya ile ulaşmaya çalışan kadın, adama değilse de aynı evde yaşadığı yakın arkadaşı Alex’e ulaşıyor.
Bir oyun gibi; kadın karakterin kendini yirmi beş yaşında, moda dünyasında çalışan bir profil olarak tanıttığı facebook hesabıyla başlayan ilişki, kadın ve erkek karakterlerin olağan hayatlarını sıra dışı bir tutku-gerilim-depresyon hikayesine dönüştürüyor.
Öykünün içine yerleştirilen sürprizleri, keyifle izleme zevkinizi elinizden almamak için paylaşmıyoruz.
Filmde sosyal medya odağında yaşanan, günümüz dünyasının bütün ögeleri kullanılmış.
Fark edilme, sevilme ve arzulanma isteğini, sosyal medyanın sanal dünyasında gerçekleştirmeye çalışan bir kadının sınırları ne kadar zorlayabileceğini görüyoruz beyazperdede…
Kadın ruhunun, ağdaki dişi örümcek olmaya yakın kuytuları ile her bedeli ödemeye hazır cesareti, genç bir erkeği, büyük bir selin ardından kurumuş çamurlar içinde kalan sokaklar gibi darmadağın ediyor.
Modern binaların bilgisayar ekranına benzeyen, yalnızlık kokan pencereleri… Ve toplum tarafından kendisine biçilen rolün dışına çıkarken, ruhunun kırılganlığını fark etmeden uçuruma yuvarlanan bir kadın var filmde…
Sosyal ve duygusal anlamda değersizleştiğini düşünen bir kadının ne kadar hesapsız çılgınlıklara açık olduğunu Claire’in alkol alıp dans ettiği sahnede daha iyi çözümlüyoruz.
Entelektüel seviyesi son derece yüksek olan bu kadın, sanal dünyada nasıl oluyor da kendisi ile çok aykırı bir kurgu karakter yaratıyor?
Hangi kayıplarını kazanmak uğruna elinde olan ve olmayan her şeyi korkusuzca feda ediyor?
Cinselliğin kırmızı ve tehlikeli gün batımları mı, kıskançlığın ve ilgisizliğin hırçın lacivertleri mi Claire’i kimlik parçalanmasına sürüklüyor?
Juliette Binoche’nin yüzü bu ikilemlere çok yakışıyor.
Ya sanal dünyanın yalanları…
Yeniden öyküleştirilen ve öykünülen yalancı hayatlar…
Binoche film boyunca, Claire’den yarattığı sahte Clara profiline dönüşürken, modern şehir insanının ‘çaresiz yalnızlığı’ üzerine de düşünmemizi istiyor.
Anlatılan yalnızlığa dahil olduğumuzu, kimsesiz bir hastaya bakar gibi, hüzünlü gözleriyle bizi seyreden Binoche’nin bakışlarıyla, iyice içimizde hissediyoruz.
Bu can sıkıcı yalnızlıktan kurtulmak için, sonunun nereye varacağını bilerek, bizim sınırımız nereye kadar?
Filmin sonunda, uzun bir şiirin başlangıcı olan yüzüyle bunu da söylüyor Binoche…
Sadece bir son yok!
Telefon açılmasa da çaldıkça, hayat ses vermeye devam eder…