ABD, İran’ın asimetrik savaş kapasitesinin kabuğuyla uğraşırken stratejik yeteneklerin saklı olduğu çekirdeğe ulaşamıyor. Tahliye edilmiş kışlalar, açıktaki iskeleler, sabit radar, kuleler vuruluyor. Bunlar işgal gücünün yüzleşeceği riskleri azaltmıyor: Adalara çıkarma ya da kıyı şeridinde kısmi işgal, Amerikan güçlerini rahatlıkla açık hedef haline getirebilir.
Kıyı şeridini felç ederek Boğaz’a hakim olacak şekilde deniz üstünlüğü kurma hedefine de yaklaşmış değiller. 7 Temmuz’dan bu yana İran’ın Hürmüz Boğazı’nda kontrol yetenekleri sanıldığı gibi zayıflamadı.
Tüccar kafalı Trump İranlıların hayatta kalma motivasyonunu anlamıyor.
Amerikan saldırganlığına karşın İran’ın misillemeleri genişletmesi basitçe ABD’yi müzakere masasına döndürme amacının ötesinde hesaplar barındırıyor.
Trump’ın koz olarak ele geçirmeye çalıştığı Hürmüz artık İran açısından bir egemenlik meselesi. Buradaki kontrolü kalıcı hale getirmek ve egemenliğini tescil ettirmek istiyor. Bunu dayatılmış haksız bir savaşın yol açtığı kayıpları tazmin etmenin bir yolu olarak da görüyor.
İkincisi İran, Amerikan askeri hegemonyasının tası tarağı toplayıp gittiği bir bölge hedefliyor. İran’ı çevreleyen 17 üssü ABD için güvenli olmaktan çıkarıyor. İran tırmandırma basamaklarında üstünlüğü koruduğu sürece bu gerilimi sürdürebileceğini düşünüyor.
Ve Arap şeyhlerine ve emirlerine Amerika’nın koruma şemsiyesinin artık bir illüzyon olduğunu anlamalarını bekliyor. Ki saldırgan bir güce ev sahipliği yapmaktan vazgeçsinler.