Bu üçüncü dönemi, NATO 3.0’ı Üçüncü Dünya Savaşı’na doğru giden bir sürecin içerisine yerleştirebilir miyiz peki?
Uygun görünüyor; çünkü dünya hızlı bir şekilde yeni bir savaşa doğru gidiyor, pazarların ve kaynakların bölüşümüne dair çıkar uyuşmazlıkları ve anlaşmazlıklar giderek normal yöntemlerle çözülemez hale geliyor. Özellikle yapay zekâ teknolojisi ve bunun için ihtiyaç duyulan enerji kaynakları ve nadir mineraller, egemenlik mücadelesinin somutlaştığı esas başlıklar olarak karşımıza çıkıyor.
Burada ise asıl mesele Çin’in yükselişi elbette. Çin artık sadece geleneksel sanayiinin lokomotifi olma niteliğini taşımıyor, yapay zekâ teknolojisinde de ABD’nin önüne geçmek üzere ve bunun için gereken nadir mineraller hem kendi topraklarında mevcut hem de Çin’in bunları işleyecek bir teknolojisi var. ABD ise hâlâ dünyanın en güçlü ordusuna sahip, hâlâ dünya finansal sistemini kontrol ediyor ve dolar hâlâ rezerv para ama Çin’in çok uzak olmayan bir gelecekte –müttefikleriyle birlikte- başta askeri güç olmak üzere bu başlıklarda da dengeyi sağlayacağı görülebiliyor.
Tüm bu gelişmelere nükleer silahların yeniden konuşulur hale gelmesinin eşlik etmesi ise elbette ki şaşırtıcı değil. En son örnekte Finlandiya parlamentosunda yapılan oylamayla yeni NATO konsepti doğrultusunda Finlandiya topraklarında nükleer silah bulundurulması yasağı kaldırıldı. Finlandiya’nın Ukrayna-Rusya savaşıyla birlikte NATO’ya üye olması ve Rusya ile komşuluğu akla getirildiğinde bu yasağın neden kaldırıldığı kolayca anlaşılabiliyor
Velhasıl NATO 3.0, yapay zekanın merkezinde olduğu bir mücadele konjonktüründe ve 3. Dünya Savaşı’na doğru giden bir dünyanın içerisinde şekilleniyor, emperyalist savaş makinesi buna hazırlanıyor ve askeri stratejisini ve ittifak politikalarını buna göre yeniden belirliyor.