Yaklaşık bir ay sonra “devlet tek bir kişinin tapulu mülkü olsun mu olmasın mı” oylaması için sandığa gideceğiz. Üstelik Olağanüstü Hal yönetimi altında, temel hak ve özgürlükler askıya alınmışken, parlamento çalışmazken, kanunların yerini kararnameler almışken, Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, Parlamento fiilen devre dışı bırakılmışken, onlarca gazeteci cezaevindeyken, yüzlerce akademisyen KHK’ler ile üniversiteden atılmışken yapacağız bunu ama “Hollanda ve Almanya Avrupa Birliği değerlerine ihanet ediyor” öyle mi?
Ülkenin üçüncü büyük partisinin eş genel başkanları ve milletvekilleri hapishanede, dışarıdaki vekiller oyun oynar gibi gözaltına alınıp bırakılıyor, sonra tekrar alınıyor. Belediyelerine el konulup kayyum atanmış, kadrolarına her gün düzenli olarak operasyon yapılıyor, parti siyaseten iş göremez hale getirilmiş, adeta fiilen kapatılmış durumda ama “Avrupa’da aşırı sağ ve neo-Nazizm yükseliyor” öyle mi?
Ana muhalefet partisinin genel başkan yardımcısı, Selin Sayek Böke, ülkenin en büyük üniversitelerinden birine, Boğaziçi Üniversitesi’ne alınmıyor. Başka bir üniversite, Bilgi Üniversitesi, rektörünün “Büyük baskı altındayız” açıklamasıyla birlikte muhalif bir vekilin, Aylin Nazlıaka’nın üniversitedeki etkinliğini iptal ediyor, bir ilin valiliği Meral Akşener konuşamasın diye il çapında toplantı yasağı getiriyor, “Hayır” diyenler tehdit ediliyor, gözaltına alınıyor, saldırıya uğruyor ama “Türkiye’de demokrasi yükselirken Avrupa’da çöküyor” öyle mi?