7 Haziran seçim sonuçları açıklanıp sandıktan koalisyon çıkınca, “anayasa profesörü” ünvanlı siyasilerden biri, “Millet kaosu seçti, hayırlı olsun” demişti. Mesele bu kadar netti: Millet olmanın ve irade göstermenin öncelikli şartı “anayasa profesörü”nün partisine oy vermekti. Böyle yapmayanlar kaosu seçmiş oluyor, kaosu seçenler milletten sayılmıyor, milletten sayılmayanların milli iradesi de tecil etmiş olmuyordu.
Aynı “anayasa profesörü”, milli iradeyi tanımayıp “tekrar seçim” kararı aldıklarında ise olanca sevinciyle, “Millete yeni bir fırsat verdiklerini” söylüyordu. Evet, normal şartlar altında millet siyasi partilere bir şans daha verir ya da vermezdi, ama yeni Türkiye’de işler öyle yürümüyordu. Her şeyin en iyisini bilen büyüklerimiz, 7 Haziran’da “büyük bir hata yapan” millete, olanca affedicilikleriyle bir şans daha veriyorlar ve bu hatalarını telafi etmelerini istiyorlardı.
Rejimi inşa eden güçlerin temel planı yeni anayasa aracılığıyla “ara rejim”den çıkmak ve inşa ettikleri rejimi anayasal bir statüye kavuşturarak nihayetlendirmek. Bu uğurda kendi evlatlarını yemekten dahi çekinmedikleri son “vezir düşürmesi” ile bir kez daha görülmüş oldu. Yaptıklarının, yapacaklarının teminatı olduğunu bildiğimize göre, çok daha zor, çok daha şiddet yüklü, çok daha baskıcı bir döneme girdiğimizi de söyleyebiliriz demektir.