İki Boğaziçi Üniversitesi öğrencisinin tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen sergiden çok önce, hatta rektör atamasından da önce Boğaziçi Üniversitesinin tıpkı ODTÜ gibi sık sık ‘el ense’ hareketleri ile sarsılmaya çalışıldığı biliniyor. İktidar, Boğaziçi Üniversitesini kendi hegemonyasının inşa edildiği bir ‘külliyeye’ dönüştürmek için az çaba harcamadı. O nedenle, sosyal medyada hedef gösterilerek hızlı bir biçimde resmi bir lincin nesnesine dönüştürülen sergi burada bir zıplama noktası olarak duruyor.
Kuşkusuz o konuda da söylenmesi gereken şeyler var. Din adına saygı ve itaat talep edilirken, demokrasinin çekirdeğinde duran laikliğin ve ifade özgürlüğünün sınırları bu kadar kırılgan mı olmalıdır? İfade özgürlüğünün sürekli din tarafından test ve tasdik edilmesi gereken bir güdüklükte olması, ortaya nasıl toplumsal yapılar çıkarıyor?