Fatih bana (yine) sürpriz yaptı
F

Behzat Şahin
Behzat Şahin
Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı kurdu. ‘Cibalikapı Balıkçısı’ndan’ adlı bir kitabı var. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.

BEHZAT ŞAHİN

@behzatsahin7

Fatih sadece İstanbul’un bir ilçesi değil, Sarayburnu’ndan Yedikule’ye, oradan Ayvansaray’a uzanan, sur içinde koca bir dünya. Hatta, Tarihi Yarımadayı paylaştığı Eminönü ilçesiyle 2009’da birleştirildiğinden beri İstanbul’un ta kendisi. Fatih demek Bizans demek, Osmanlı demek. İmparatorlukların ve meyhanelerin başkenti demek. Hatta meyhanelerin doğduğu yer ve imparatorlukların mutfağı demek. Yedi tepe demek. 

Bizans’tan beri en çok meyhanenin bulunduğu bölge, sürprizler de barındırıyor içinde. Şahsen Fatih’ten çıkmadan pekâlâ yaşayabilirim. Öğrenci evim, yıllarca çalıştığım gazete oradaydı. Kendi açtığım meyhane de 23 yıldır orada. Öyle bir gönül bağım var.

Melih (Peker), yelken yarışlarından takım arkadaşım. Neredeyse 20 yıllık dostum. Demek ki bir o kadar zamandır da rakı arkadaşım. Centilmen yarışçı, güvenilir dost, dürüst esnaftır. Tahtakale’de baba mesleği nalburiye ticaretiyle uğraşır. Meyhaneleri iyi bilir, az yer öğrenmemişimdir ondan. 

Telefonlaştığımızda Kadınlar Pazarı civarında yürüyüşteydim. Hani şu Bozdoğan Kemerinin orada, daha çok Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinden gelen ürünlerin satıldığı, yemeklerin servis edildiği Kadınlar Pazarı. 

Burası da sevdiğim yerlerden… İsminin kökeniyle ilgili rivayet muhtelif. Birine göre adını Osmanlı döneminde kadın kölelerin burada satılmasından alıyor. Diğerine göre sadece kadınların alışveriş yaptığı, zamanın güvenlik gücü aseslerce korunan pazar olmasından… Bir başkasına göre ise Eminönü’ndeki eski sebze-meyve halinde (o zamanki adıyla Yemişkapanı) satılamayacak durumdaki ürünleri toplayan fakir kadınlar, bunları çeşitli semtlerde açtıkları tezgâhlarda satarmış, bunlardan biri de işte burasıymış. Doğrusunu bulmak tarihçilerin işi, biz meyhaneleri dert edindik kendimize.

Bu arada ben hâlâ Melih’le telefondayım. Lâf dönüp dolaşıp meyhanelere geldi yine. “Bak” dedi, “PTT’nin sokağında da çok eski bir meyhane var.” Sürprize gel. Benim bildiğim kadarıyla tarif ettiği civarda pek meşhur nohutlu işkembeci, muhallebici, fırın var, ama meyhane? Üstelik o sokağı da biliyorum, Fatih Camii’nin hemen yakınında, semtin göbeğinde. Sur içinde onlarca meyhaneye gittim ama semt merkezinde kalmış olacağını düşünmemişim nedense. 

Birlikte gitmek için sözleştik ama bu kadar yakınken, bari bir biralık uğrayayım. Rakı içmezsem Melih’i satmış da olmam.

‘Baba Radyo’lu, at yarışlı

Şehit Kubilay sokağının içinde, kafelerin sokağa taşan çıkmalarının arkasına saklanmış gibi duruyor. İçki servis ettiğine ilişkin tek emare, bir bira firmasının rengini taşıyan, ‘Yuvam Et&Balık Restaurant’ yazan küçük tabelası. Perdeler sıkı sıkı kapalı, dışarıdan içerisi görünmüyor. 

Yuvam’ın yeri ilçeye adını veren Fatih semtinin göbeğinde.

Vakit erken, henüz kalabalık değil. Duvarları yarıya kadar kırık beyaz ahşap lambri kaplı, ferah bir salonu var. Duvar kenarındaki küçük masalardan birine oturdum. Az tuzlu fıstık, bira. İki markayı da bulunduruyorlar.

Fıstık taze, iki marka birayı da bulunduruyorlar.

Fonda Baba Radyo çalıyor, iki ekranda at yarışı yayını var. Arkamdaki dört kişi ortak kupona girmiş. İkisi bira, biri şarap, diğeri viski içiyor. Kuponu dolduran, “Çıkarsa beni bulamazsınız, İtalya’dayım” deyip niyetini baştan ilan etti. Umarım tutar, güzel memleket. 

“Bizim gibi sarhoşların haftada üç gün enginar yemesi lazım” diyen bir başkasını, arkadaşı, “İçenlerin” diye düzeltti ki yaklaşımını pek beğendim. 

Salonun sonunda meze dolabı, üstünde Atatürk’ün mebuslarla ilk meclis önündeki toplu fotoğrafı, duvarlarda da eski İstanbul fotoğrafları var. Ama dolapta meze yok. Kutu biralar, rakı şişeleri, meyvelerle doldurulmuş. Garsona sordum, mutfak, ocakbaşı ve tuvaletler bodrum kattaki salonda.

Dört beş gün sonra Melih’le kerahet vaktine doğru geldik bu kez. Önden bira paylaştık, laflamaya başladık. 

Melih’le keyfimiz pek yerinde. Güzel bir meyhanede muhabbetteyiz, daha ne olsun.

Bilmiyordum, meğer hemen yakındaki Bali Paşa Battal Gazi sokakta doğmuş mübârek. İlkokulu Hırka-i Şerif’te, ortaokulu Vefa’da bitirmiş. Liseyi önce Kabataş’ta, aile Göztepe’ye taşınınca da o zamanki adıyla Majesteleri Şah Rıza Pehlevi’de okumuş. Okulun arsası majestelerinin imiş, o yüzden. Şimdiki adı ise 50. Yıl Tarhan Lisesi. Devrilmeye gör. 

Uludağ İşletme’den sonra babasının 1952’de kurduğu işi devralıp, ithalat da eklemiş ticarete. 

Adam İstanbul’un kalbinde doğup büyümüş, onun için sürekli şapkadan tavşan çıkarıp şaşırtmaya devam ediyor.

Rakı 50’lik olsun, sonrasına bakarız. Meze seçimini bize bakan Metin Hatman’a (42) bıraktık. Yarımşar porsiyon olsun.

Meze dolabı da mutfak da bodrum kattaki salonda.

Metin bey, Diyarbakırlı, 30 senedir burada çalışıyor. Abisi Nedim bey (58), 40 yıldır burada. Mekân da en az 50 yıllık. Tafsilatlı bilgiyi Nedim beyden öğreneceğiz anlaşılan. Önce zilliği kıralım.

Mezelerin hepsi taze hepsi lezzetli

Yoğurtlu semizotu, şakşuka, beyin salata (mis), barbunya pilaki, fava, beyaz peynir. Hepsi çok lezzetli, taze, iyi malzemeyle yapılmış. 

Mezelerin hepsi taze ve lezzetli.

Bizden sonra gelenlerden biri Melih’i tanıdı. Bizden daha yaşlı bir beyefendi, “Melih abim, hürmetler” diye selamlayıp alt kata indi. Bu Melih dedikodu da yapmıyor. Neyse ki ben araştırmacı meyhaneciyim, daha sonra alt kata indiğimde uğradım masasına da, çözdüm işi. 

Salon ferah ve tertemiz.

Arkadaşları var yanında. “Mafya” diye hitap ediyorlar. Ahmet Tepe, 65 yaşında. 

“Mafyalık nereden?” 

“Melih Abi de bilir, Tahtakale’de, Kasım Abiyi vuracaklarken, atladım ben önüne.” 

Arkadaşı Mafya Ahmet gibi ben de artık Melih’e Melih Abi mi desem? Benden bir iki yaş da küçük oysa…

Olayı Melih Abiye sordum, müstehzi bir ifade takındı. Gel de anla, ne kadarı doğru? Tahtakale işleri…

Mafya Ahmet beyin masa arkadaşı Besim Şengül (80), 50 yıllık müdavim:

“Her akşam gelirim, bir gün içmesem paket. At yarışı, içki, sigara… Olmazsa giderim.”

Paketten kasıt, bildiğiniz 10 metrelik beyaz pamuklu bezden oluşan malûm ambalaj malzemesi, gideceği yer ise malûm. Pamuk da var tabii.

Hacı Bağ (60) haftanın beş günü burada. Çarşamba’da oturuyor. Lâkabı Hoca. 

Nedim beyin (Hatman, 58) işi biraz hafifledi, sohbete hazır. İşi o çekip çeviriyor. Mekânın ayaklı tarihçisi:

1974’ten ‘82’ye kadar adı Girne idi. O zamanlar Ahmet diye biri işletiyordu. ‘82’de Yılmaz Nurhat ve Cemal Sarıgül devraldı. Biri Rize, biri Urfalı. 2008’e kadar Family idi adı, sonra Yuvam oldu. Yılmaz vefat etti. Biz çekip çeviriyoruz.”

Alt katta da salon var. Bazı müdavimler burayı tercih ediyor.

Lokasyon itibarıyla sorun yaşıyorlar mı?

“Belediye biraz zorlamaya başladı. Kalıcı ruhsatı geçici yaptılar, şimdi mahkemeliğiz.”

Müdavimlerden Besim Şengül (solda), Mafya lâkaplı Ahmet Tepe (ortada) ve Hacı Bağ.
 

Gelenlerin çoğu yakın çevreden. Tam müdavim mekânı. Arkamızdaki masaya oturan kalabalık grup, konuşmalarından anladığım kadarıyla, burası ile gönül bağı olan, artık burada yaşamasalar da düzenli olarak uğrayan insanlar. 

Ana yemeklere geçtik. Ciğer şiş, Adana çok iyi. Üzerine az köfte, az kuzu şiş, ne yesek memnunuz. 

Önden ciğer şiş, ardından Adana söyledik, ikisi de pek leziz.
Köfte ile kuzu şiş tadımlık, nefisler.

Mutfakta Sedat Oruç (58) var. 1982’den beri burada. Alt kat salon sorumlusu Ömer Baran (52) da ‘88’den beri… Ne istikrar!

Tuvaletlerin erkek kısmını kontrol edebildim. Üç pisuvar, bir alaturka kabin. Temiz.  Kadın kısmı kim bilir en son ne zaman kullanıldı.

Kandillerde, ramazan boyu ve dini bayramların birinci günleri kapalı. Seçimlerde de… Ki sık sık oluyor zaten. Bunların dışında her gün 11:00-24:00 arası açık. 

Hesabımız 2 bin 900 lira tuttu. Bira 90, 35’lik 680, mezeler 90-100 arası, beyin 150, Arnavut ciğer 300, ana yemek 250-300 lira arası.

Melih’in selfisi. Arkada soldan sağa Nedim Hatman, aşçı Sedat Oruç, ben, Metin Hatman ve alt kat sorumlusu Ömer Baran.

Muhabbetin koyuluğundan olsa gerek biz ne kadar içtik hatırlamıyorum. Sonra Melih Bizans’ın, Osmanlı’nın, Cumhuriyet’in içinden yürüyüp Khalkedon’a geçti, ben yönümü Pera’ya çevirdim. Hepsinin meyhaneleri pek güzel.