Balyoz davasının dijital belgeleri hazırlanırken, Hanefi Avcı’nın “Simonlar” Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” kitapları tutuklanma sebebi yapılırken, KCK tutuklanması adı altında Kürt siyasi hareketi çökertilmeye çalışılırken, kelepçeli fotoğrafları servis edilirken, gazetecilerin, askerlerin, siyasetçilerin telefon görüşmeleri ne idüğü belirsiz sitelerde yayınlanırken hükümet neredeydi? İşin tam orta yerinde. Kimin neyi ne kadar yaptığını biliyordu.
Ama onlar da sessiz kalmayı tercih etmişti. Dolayısıyla ortada ne devleti çeteden arındırma niyeti, ne de hırsızlığa yolsuzluğa isyan var. İlkesel olarak demokrasinin, özgürlüğün yanında durma dirayetini ise hiç söylemiyorum bile. Bu bakımlardan bir çok kişinin “Yiyin birbirinizi” demesi hakedilmiş bir insani tepkidir.
Lakin ben diyemem… Gözaltına alınan polislerden birkaç tanesinin beni ve yakın gazeteci arkadaşlarımı yaptığı haberlerden dolayı zamanında değişik şiddetlerde “uyardığını” bilsem de… Niye? Harika bir insan olduğum için değil.
Bu işin sonundan, hukukun parça pinçik edilmesinden, yeni kindarlar türemesinden, yine memleket olarak yıllar yıllar kaybetmekten korkutuğum için… Bir de tabii… Pislikten midem ağzımda dolaştığım için…
Cemaat’in insanlarıyla hükümetin insanları arasındaki ağız dalaşının yarattığı pisliğin hepimize bulaşmasından çekindiğim için… Pislik demişken… Hakikaten ne biçim dindarmışsınız, ne ahlaktan edepten yoksun insanlarmışsınız, şaştık kaldık yahu. Azalarak bitsin, koparak dökülsün üstümüzden bu fecaat. Amin.