Ezber bozan: Basen, kalça, cilt altında biriken yağlar sağlıklı!

MESUDE ERŞAN

@mesudersan

mesudeersan@diken.com.tr

Sayıları giderek artan çalışmalardan biliyoruz ki yağ dokusu, karmaşık ancak hayati işlevleri bulunan, aktif bir salgı (endokrin) organı. Pek çoğumuzun ‘çok kötü’ sandığı yağ dokusuna, aslında ihtiyacımız var.

Obeziteyi yağ dokusunun başlatmadığını belirten Hacettepe Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Dağdelen, “Varlık sebebi bizi hasta etmek değil. Hatta doğru yerde birikmesi ve sağlıklı olması kaydıyla ihtiyacımız var ” dedi.

11’inci Ulusal Obizete ve Eşlik Eden Hastalıklar (Diyabet, Ateroskleroz, Hipertansiyon, Hiperlipidemi) Kongresi’nde, vücudumuzdaki yağlar üzerine ezber bozan bir konuşma yapan Dağdelen, Diken’in sorularını yanıtladı.

Uzun yıllar, insanların doğduğu andaki adipozitle (öncü yağ hücreleri) yaşayacağı görüşü hakimdi. Araştırmalarla sır perdeleri aralanınca gerçeğin farklı olduğu anlaşıldı.

Dağdelen: “Artık biliyoruz ki organizmamız ölene kadar, ihtiyaca göre yeni ve sağlıklı yağ hücreleri geliştirebiliyor. Değişen hızlarda, öncü hücrelerden apidogenez (yağ dokusu oluşumu) sürüyor. Yağ dokusundaki artış, pozitif enerji dengesinin bir sonucu. Yani obeziteyi başlatan yağ dokusu değil. Giren enerji, yakılan enerjiden fazlaysa yağ dokusuna düşen yapabildiği kadar genişlemek.”

‘Kötü yağ hücresi yok’

Dağdelen, yağ hücrelerinin ‘iyi’ ya da ‘kötü’ şeklinde kategorize edilemeyeceğini söyleyip ekledi: “Kötü yağ hücresi yoktur. Yeni yağ hücresi geliştirme kapasitesi bazı insanlarda daha zayıf. Onlar yağ hücre sayısını artıramadığı için mevcutları büyüterek, patlatana kadar şişirirler. Bu kişinin bilinçli yaptığı bir şey değil tabii ki.”

Dağdelen’in “Peki bu süreci genetiğimizin mi yönetiyor” sorusuna yanıtı şöyle: “Araştırmalardan, obeziteye yatkınlıkta, genetiğin çok etkili olduğu sonucunu bekliyorduk. Yeni veriler şaşırttı. Dünyadaki obezitenin en fazla yüzde 3’ünü genlerle açıklayabiliyoruz. Bu çok düşük bir oran. Obezite kompleks bir hastalık, çok belirleyicisi var. Ama tek başına genler, bu kadar yaygın hastalığı açıklamakta yetersiz kalıyor. Öte yandan bazı ailelerin, etnik grupların güvenli yağ depolama kabiliyetlerinin genetiklerinden ötürü daha yüksek olduğunu biliyoruz.”

‘Sıfır beden gibi, sıfır yağ da olmaz’

“Sıfır beden gibi sıfır yağ da olmaz. Asıl önemlisi sağlıklı yağ dokusu ve doğru yerde birikmesi” diyen Dağdelen’e göre obezite için kullanılan vücut kitle indeksi (vücut ağırlığının boya göre düzeltilmesi) yeterli değil.

Dağdelen, milli güreşçi Rıza Kayaalp’in yaşadıkları üzerinden, beden kitle indeksi dışında yağ oranına da bakılması gerektiğine dikkat çekti. Askerlik şubesine giden Kayaalp, vücut kitle indeksine bakılarak askeri hastaneye sevk edilmişti. Kilosunun boyuna göre fazla olduğu gerekçesiyle ‘çürüğe çıkma’ ihtimaline Kayaalp tepki göstermişti (2019’da askerlik yaptı).

Dağdelen şunları söyledi: “Başka seçkin sporcularımızı düşünün kas kitleleri yüksek, bedenleri yağsız. Ama tartıya göre vücut kitle indeksleri obeziteye yakın. Dolayısıyla bu ölçülere bakarak, obeziteyi değerlendirmek eksik ve yanlış. Yapılması gereken, vücut ağırlığının ne kadarının yağ, ne kadarının kas olduğunu ayrı ayrı ölçmek. Gerekiyorsa her ikisini boya göre düzeltmek. Yağ dokusunun ne kadar ve nerede arttığına bakmak lazım. Belin altında, basen, kalça, cilt altında artan yağın hiçbir sakıncası yok. Bilakis çok iyi. Fazla yediğinizde o bölgelerde, zararsız bir ortamda ihtiyaç halinde kullanmak üzere vücut depoluyor. Kozmetik açıdan rahatsız edici bulunabilir. Ancak kalp damar sağlığı, kanser, diyabet açısından en güzeli fazla enerjinin kalçada, bacaklarda, cilt altındaki yağ hücreleri içine depolanması.”

‘Organlarda birikirse sorun yaratıyor’

Kuşkusuz yağın nerede depolanacağı insanların seçimiyle belirlenmiyor. Bazen ideali gibi kalça, basen ya da cilt altında toplanmıyor. Dağdelen’in deyimiyle, ‘serseri mayın’ gibi bütün hücrelere, vücuda dağılıyor: “Böylece yağ hayati işlevleri olan pankreas, karaciğer, kalp, iskelet kası gibi bulunmaması gereken yerlerde birikmeye başlar. Gittiği dokunun, organın işlevlerini bozar. İşte bu metabolik açıdan sağlıksız ve hastalık yaratan obezite.” 

Tek sağlık kavramı giderek önem kazanıyor. En özet haliyle, bütün gezegen sağlıklı olmadıkça insan da olmayacak. Obizete de bu kapsamda değerlendiriliyor. Obezitenin ilişkili olduğu yaşam tarzı tüm dünyada çok benziyor. Çevre kirliliği, su kirliliği, endokrin bozucular (farkın olmadan maruz kaldığımız ve sinyal sistemlerimizi bozan, genellikle endüstriyel gıdayla alınan), bazı sinsi, silik enfeksiyonlar, ışık kirliliği ve başka çok sayıda faktörün rolü var.

‘Kalorinin üçte ikisini gün battıktan sonra alıyoruz’

Dağdelen

Dağdelen’e göre uykusuzluk, gece yeme, az uyumak obeziteyle ilişkili: “Çünkü canlılarda metabolizmanın temel kodları var. Bazı canlılar örneğin kemirgenler gece avlanır, gece beslenir. İnsan gece uyur, dinlenir, gündüz ‘avlanır’, beslenir. Fakat modern yaşam, yeme alışkanlığını 24 saate yaydı. Günlük kalorinin üçte ikisinin gün battıktan sonra alındığını görüyoruz. Oysa aldığımız enerjinin verimli şekilde yakılmasını istiyorsak, metabolizmanın yoğun kalori harcadığı saatlerde beslenmeliyiz. Uyumanız gereken saatte yemek yiyerek enerji aldığımızda metabolizma yakmaz ve gün doğduktan sonra ‘avlanma sırasında’ yakmak üzere depolar. Gece kuşu gibi yaşamaya çalışmamız, bütün dünyada özellikle ergen ve gençleri daha yağlı hale getirdi.”

Enfeksiyonlar etkili mi?

Bazı sinsi enfeksiyonların obeziteye yatkınlığı artırdığını öne sürenler var. Dağdelen: “Mevsimsel hastalıklar yapan adenovirüslerin yağ hücrelerine girip, daha fazla yağ depolamasını tetikleyebileceği ya da bu enfeksiyonları geçirenlerin daha çok obez hale gelebileceğini savunan görüşlere rastlıyoruz.”

Covid-19 enfeksiyonuna gelince, hastaların yağ dokusunda virüs tespit edilmedi. Ancak gerek ülke gerek de dünya verilere göre Covid-19 enfeksiyonu en çok erkekler ve obeziteli bireyleri öldürdü. Dağdelen’e göre, “Obeziteli bireylerin, Covid-19’la mücadele için tetiklenen savunma sistemi daha abartılı çalışıyor. Yağ, enfeksiyonla mücadele silahlarını çok agresif bir şekilde devreye sokan bir doku. Sitokin fırtınasını kolaylaştırıcı işlevi var.”