Bugün de ‘iyi’ yönetimin ne olduğu tartışmasına gelebilmiş değiliz… Alternatifleri irdeleyen, bunu yaparken birbirini dinleyen ve sentezler üretebilen bir siyaset alanımız yok. Hatta partilerin içinde bile mevcut olduğunu söylemek zor. Kimliği taşıyan ve gücü elinde tutan her lider, hangi ideolojiyi benimserse benimsesin kendi aklı ve kişisel tercihi doğrultusunda ‘doğru’ politikaya karar veriyor ve söz konusu kimliği paylaşan hemen herkes o politikayı doğrulama ihtiyacında hissediyor ya da zorunda bırakılıyor.
Doğru bilgi edinme, siyasa oluşturma, risk analizi yapma, meşruiyet sağlama, şeffaflık ve katılım ölçütleriyle davranma, rasyonel mekanizmalar kurma, ortak kararlara dayanma, geri bildirim alma gibi birçok unsur maalesef hala bize yabancı. O kadar ki siyasetçinin eylemlerinden sorumlu olma zorunluluğunu bile bazen göz ardı edebiliyoruz.
Türkiye’de siyasi partiler kendi sosyolojik zeminlerinin sunduğu ortak aklı kullanmayı bir türlü içselleştiremediler. Onları destekleyen toplumsal kesimler ise kendi kimliklerini aşamadıkları ölçüde kötü yönetilmeye razı olabiliyorlar. Zihniyet açısından modernliğe henüz uzun bir yolumuz var gibi…