Başkanlık meselesine ilişkin olarak üçüncü makaleyi henüz yazmıştım ki Tarhan Erdem ‘Başkanlık tartışmasına evden, sokaktan, köyden başlayalım’ başlıklı bir değerlendirme yazdı. Belki tüm makaleler yayınlandıktan sonra kaleme alsa farklı şeyler söylerdi… Ancak Tarhan bey’in tartışmaya daveti bu haliyle de kıymetli.
İkinci nokta Tarhan Bey’in şu cümlelerinde: “Konumuz Erdoğan’ı dikkate alarak tartışılamaz… Bir ülkenin sistemi… Mevcut liderlerin seçimle geldikleri yerlerin yetkileri, bugünkü siyasal güçleri hesaba katılarak da aranmaz.” Doğru. Ama siyaset liderleri fazlasıyla aşar ve bir ülkenin yönetim sistemi siyasetin tarihsel anlam ve dinamiği göz ardı edilerek de aranamaz. Aksi halde bütün ülkelerin anayasaları aynı olurdu.
Soru şu: Arkasında yüzde elli oy olan ve muhtemel bir yeni yönetim sistemini o halka kabul ettirme yeteneği olan bir ‘yöneteni’ yok sayarak onun hareket alanını tanımlayan bir hukuk metni yazılabilir mi? Bunu yazmak kimin yetkisindedir? Hangi meşruiyete dayanarak böyle bir talepte bulunulabilir? Açıktır ki yeni anayasa ‘gerçek’ bir dünyada ve gerçek bir gelecek perspektifi altında tartışılacak. Erdoğan’ı temel almayacak, ama AKP’nin gelecek hedeflerinden de bağımsız olmayacak, çünkü şu an geleceğe dair tek anlamlı tasavvur bu.