Hemen her ülkede tehdit algısını ve riskleri öne çıkartarak, diğer deyişle ‘beka sorununu’ merkeze alarak siyaset yapan ve başarılı olan partiler ve liderler var. Beka kaygısı siyasetin ana belirleyicisi olduğu andan itibaren düşman üretmek kolaylaşırken, her lider kendi ideolojisine uygun düşmanları ‘parlatmaya’ başlıyor. Öyle ki söz konusu düşmanlar bir yandan geçmişten geleceğe uzanan kadim karşıtlıklara oturtuluyor, diğer yandan da gerçekte olduğundan çok daha güçlü ve monolitik bir şekilde tanımlanıyor.
Bu dinamik bugünlerde birçok ülkede geçerli… Sonuçlarının ise ne olacağını bilmiyoruz. Ancak dinamiğin siyaset ve bürokraside işleme biçimi bize bazı ipuçları verebilir.
Demokrasisi zayıf ülkelerde paranoya söylemi aynı zamanda siyasetin yozlaşmasını ifade edecektir. Çünkü siyasetin popülizan bir temelde daraltılıp tahkim edilmesi, keskinleşen ve keyfileşen bir rant üretme/dağıtma kapasitesine işaret eder. Bu yeni statükodan yararlananlar veya oranın parçası olmak isteyenler bu dili sahiplenir, besler, buradan kariyer ve nüfuz üretme imkanları devşirirler.
Dolayısıyla demokrasisi zayıf bir ülkede beka kaygısını ‘kaşıyan’ ve tehdit üretimine dayanan popülist siyaset, nihayette o ülkeyi dibe çeken bir kısır döngü yaratabilir. İktidarın sürdürülmesinin bedeli liyakat kaybı olarak ödenmek zorunda kalınabilir ve giderek daha abartılmış, gerçeklerden uzaklaşmış bir söyleme mahkum olunabilir.