Kendimizi kendi gözümüzde büyütme ihtiyacı içinde, ‘düşmanımızı’ da büyütmek istiyoruz. Öyle ki her ufak başarımız dünya çapında ve tarihe geçecek bir meydan muharebesi kıvamında olsun.
Bu yaklaşımın üst noktası hüzünlü tonlar da taşıyan bir ABD savaşı mizanseni. Buna göre Türkiye bugün ABD ile savaşta… Söylenen kabaca şu: “Aramız zaten bozuktu çünkü ABD’nin istediği gibi davranmıyor, yerli ve milli bir siyaset güdüyorduk. Bunun üzerine ABD Gülenciler üzerinden darbe yapmaya kalktı ve başarısız oldu. Biz ise buna karşılık ABD’ye haber vermeden Fırat Kalkanı operasyonunu düzenledik. Ancak bu sefer de bizi terörle vurmaya kalktılar, PYD ve PKK’yı kışkırttılar ama sonunda Türkiye’nin gücünü anlayıp diz çöktüler…”
Bu muhakeme hiç savaşa katılmamış birinin savaş çığırtkanlığını hatırlatıyor. Gerçek dünyanın karmaşıklığını bu denli ‘özgüvenli bir yüzeysellikle’ aşabilmek için belki de ‘eğitim’ şart. Bu eğitimi okullarda olabildiğince alıyoruz ama asıl formasyonumuzu siyasetin ve medyanın yoğurduğu gündelik kültür içinde ediniyoruz. Birçoğumuza gayet mantıklı gelebilen bu yaklaşımın temel sorunu nesnellikle ve gerçeklikle ilişki kurmak gibi bir derdinin olmaması…