(…) Erdoğan, Haziran-Kasım seçimleri arasında büyük ölçüde mecbur kaldığı sessizliğini bozmuş, siyasete ağırlığını koymuştu. Ortam sertleşiyor, AB’ye meydan okunuyor, HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kalkması için bastırılıyordu.
“Yeni Türkiye” gitmiş, yerine dönüşümü değil şu anki durumu yücelten “yerli ve milli” söylemi gelmiş, kurumsallaşma da yerini hizmete bırakmıştı. Binali Yıldırım bu farklı yaklaşımın doğal başbakanı olarak koltuğa oturdu.
Tabii hem tezin hem de antitezin liderlik tarafından sahneye konduğu düşünüldüğünde şu basit sorudan kaçınmak mümkün olmuyor: Acaba 2014 ortası ile 2015 Kasım’ı arasında ne oldu da tezden antiteze kayıldı? O aralıkta olan ve hoşa gitmeyen şey neydi?
Belki de “tez” aşamasında devam edildiği takdirde gelecek normalleşmenin yetersiz kalacağı ya da böyle bir durumda siyasi üst kadroların göreceli ağırlığının azalacağı düşünüldü. Çünkü birçok siyasi yapılanmada olduğu gibi, AK Parti liderliği de belirli hedefleri “kendi bildiği şekilde” gerçekleştirmek istiyordu…