Temmuz ayında kapatılan ve yayınları durdurulan bu yayın organlarının büyük çoğunluğu ‘darbeci cemaate’ ait kuruluşlar olduğundan olsa gerek, hiç kimse çıkıp da basın özgürlüğüne darbe vuruldu filan diyemedi. Korku dağları sarmıştı.
Ekim ayında kapatılan ve mal varlıklarına el konulan bu kanallar da solcu ve Kürdî kanallar olduklarından olsa gerek, bu hukuksuzluk kamuoyunda büyük bir infial yaratmadı. Ne de olsa düşünce ve ifade özgürlüğü engellenen kesim ulusalcı ve devletçi ‘çoğunluktan’ değildi. Varsın sesleri kısılsındı.
Ama her şey bununla kalmadı tabii. Geçenlerde yine Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu’nun hazırladığı BİA Medya Gözlem Raporu yayımlandı.
Rapor temmuz, ağustos, eylül 2016 dönemini kapsıyor. Rapora göre, Türkiye iki yıl aradan sonra yeniden ‘Dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi’ haline geldi, basın özgürlüğü ve şeffaflığa dair uluslararası göstergelerde en gerilerde yer aldı.
Bu hafta Cumhuriyet gazetesiyle dayanışmak için toplaşan kalabalığı görünce bunları düşündüm. Keşke o kalabalık kendilerince ‘öteki’ olan medyanın başına gelen benzer felaketlere de benzer tepkiyi verebilmiş olsaydı. Çünkü kurtuluş yok, tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.